Urpertici | Rüya Günlüğüm

‘urpertici’

hop yürek

27 Eylül 2010

Oturma odasında konuşuyoruz; annem, babam, ağabeyim ve ben. Diyoruz ki on bir ceset çıkmış. Adam baya baya seri katil. Ne yapmalıyız izini bulmak için, ölen tüm insanlar da bir yerden alakasız; ama bir şekilde de alakalı bizim aileyle, daha doğrusu benimle bağlantılı.

Biz bunları konuşurken gözümün önünden cesetler geçiyor, morg. 11 alakasız insanın tek ortak noktası benim. Odamdan sesler duyuyorum. Ağabeyim gidip bakayım diyor. O sırada odamda olanları görebiliyorum. Aile doktorumuz havalandırma boşluğuna bakan odama çatıdan halatla inmiş, elinde bir cam testeresiyle camımı daire şeklinde kesip içeri giriyor.

Telefonum çalıyor, ağabeyim “Gidip getireyim” diyor; “yok” diyorum bilerek, dönüyor bir işler. “Girme sakın odama!” derken…

Salondan kuzenimin ev arkadaşı çıkıyor diyor ki, “Doktor Bey seni görmeye geldi Ahu.” İçimden geçiriyorum, evet aslında bu katil olabilir. “Nerde?” diyorum. Odanda cevabını alıyorum.

Tahmin etmeliydim diye düşünüyorum, ama yok. Kriz yönetimi derslerini düşünmeye başlıyorum. Diyorum ki telaşa verirsem daha da karışır ortalık. Bu sırada ağabeyim odama giriyor. Kafamda katilin ağabeyimi cam testeresiyle kesmeye çalışması canlanıyor. Odama doğru koşuyorum, kapıyı açıp “Aaa doktor bey hoş geldiniz, ailemizin doktoru, tam da ihtiyacımız olduğu zamanda” diyorum.

Doktor, daha önce gördüğüm yüzlerin ortaya karışımı. Gözleri onu korkunç yapan nokta, kanlanmış hem de aşırı derecede kanlı gözler. Sanki gözün beyaz kısmı yok da kırmızı kısmı var gibi. O gözler bana bakıyor, ben onlara bakıyorum. Nefesim kesilerek uyanıyorum.

ahu dal

hayaletler kralligi

02 Ağustos 2010

market servisindeyim. geldik markete. aksam hava kararmis. sofore en son kacta diye sordum. 11 dedi. gece 11. yuh filan dedim, bitti.

koskocaman bir ev almisim. dort katli zannediyorum. sevgilim cati katinda oturmak istedi, e peki hadi odalari gezelim diyerek dolasiyorum evde. burasi kucukmus ama sevgilim. dur bi alt kata iniym. alt kattaki oda daha genis ama penceresi yok. annem duvarlari boyuyor, ama tanismiyoruz. suraya da buraya da diye yonlendiriyorum. duvarlara biseyler dokulmus, ama rutubet de degil. zaten yalap salap boyuyor, begenmedim. alt kata indim. bu oda l seklinde ve az onceki odadan cok daha genis. bu ne lan. duvardan duvara cam surgulu pencere. ee. denize elli metre uzakliktayiz, e bu ev dag basinda degil miydi. sahte bir manzara bu. cok saskin ve mutlu, telefonumu ariyorum. sevgiliye haber vericem, sahane bu oda diye. koridorda 12 yaslarinda bir kiz cocuguyla karsilastim, haber veremeden. gamzeymis o meger. cekil yaptim elimle, aramiz mi bozuk nedir. alt kata indim, kapisiz bir yere girdim. oda zannettim ilk basta, karanlik hem. duvarda bir isik vardi yanip sonen, iceri adim atmamla beraber; beni bir cektiler, arkama dahi donemiyorum birak odadan cikmayi. hayaletler! icten cekiyorlar, nasil da bir his. biraz korkunc ama bildigin cektiler beni. sahneye atladi, uzaga da gitmemisiz. hemen icerideyiz. lost yapimcilarina benzeyen iki adam var, biri uzun biri kisa. sana giris kartini verdiler mi, okuttun mu suraya diye sordular. e hayir nedir nasil ne, diye gecirdim icimden. sabah 5 – aksam 5 calisacaksin, ve aksam 20′ye kadar uyuyabilirsin dedi kucuk. nasil yani yahu, ne oluyor. ay evin bu kismi bir krallikmis, hayaletler sehri resmen. bildigin insanlar, ama istedikleri zaman gorunmeyebiliyorlar. herkes gelmeye basladi. calisiyorlar burda. adamlarin oldum artik, gidemiyorum da. en son, calisan adam ve kadinlarla kolkolaydim, cok cabuk isinmisim hayalet hayatima. sevgilim nerde. pf.

kaldirin onu oradan

20 Temmuz 2010

kamp gibi bir yer, ama kadinlar var sadece. bahceleri ve yuruyus yollari var, yurt gibi. donemlik gibi. icimizden biri, sanirim ismi pinar, bir terslik olmus ve ölmüs. kotu gunler geciriyormusuz zaten. kizi yollardan birinde, yolun solundaki cimenlige yatirmislar sirt ustu oylece.  gunlerce kaldi. uzerine baska copler, kum, moloz bir seyler attilar sonra. orda durdu durdu. kimsenin de umru degil sanki, bilemiyorum. urperticiydi. sonra kizi eve getirmisler bir ara, yoldan gecisimde o gun gormedim. evdeymis meger. yahu biraz da orada kaldi. anlamiyorum anlamiyorum. sonra birileri gelip aldi mi artik, gomuldu mu sonunda nedir. bilmiyorum.

plastik turuncu banknot

12 Mayıs 2010

bir film, alti lira. sevgilim odemek icin cuzdanindan pembe bir banknot cikardi. uzatti, adam almadi, bana bakiyor. paraya dikkat ettim, 24 lira. nasil yani oluyorum. en buyugu 22 lira ama bugunlerde, 24 de neyin nesi. parayi adamin elinden cekip, sevgilimin cuzdanindaki digerlerine bakmak icin egiliyorum. alti yedi tane mavi onluk var cuzdanda. allahim iyi de bunlar gecmiyorlar ki artik. pf sevgilim diyorum icimden, adama parasini odedim, sonra da sevgilim eve donerken yine kafasi karisip da bunlarda odeme yapmaya calismasin diye, yesil ve orta buyuklukte guncel bir banknot koydum cuzdanina farkettirmeden.

cinarciktayim, kalabalik ama pek de sevmedigim bir grup icinde. eglendik sanirim, bir yerlerden donuyoruz. ben eglenmis gibi degilim ama, sikiliyorum cok. yokus ciktik. bizim evde mi kalicaz, yoksa sadece ugramaya mi geldik. etraf karanlik, ev eskiydi. cokmus gibi, virane gibi. ama aslinda degil. plastik bir seyler sallaniyordu duvarlarin uzerinden, merdivenlerin koseleri kirikti yer yer. yukari ciktim herkesten once, etrafi kolacan etmem lazim. insanlar ananemi rahatsiz etmesinler. bakici vardi, beni salona yonlendirdi. yalniz evin ici farkli, oldukca genis bir holden sola devam ediyor ve kocaman ama acik bir salona variyorsun, ustelik balkona dogru tek bir cami var ve her yer los. ananemin sirti donuktu bana, sandalyede otururken buldum onu. onunde masa var yuvarlak. yaklastim. bu ruyayi yazmayi gunlerdir ertelemis olmama ragmen, o anki goruntu su anda dahi direkt aklimda. ananem yavasca bana dogru dondu. cok zayif degildi. cildi turunculasmisti ve plastik gibiydi. burnu kucucuktu, oldukca yukarda duruyordu, kaldirilmis gibi. gozleri burnuna dogru, iceri, bakiyor ve kaslari da onlara eslik ediyordu, sinirlice yukari kalkmis gibiydiler. ben urperdim. gozlerine bakmaya calisiyorum ama o burnuna bakiyor. sasi boyle. korkuyorum, yanimda da kimse yok. hem bu baska biri resmen, ah. anane dedim. hizlica onune dondu ve yok yok tamam istemez dedi bana. ben orda kaliverdim. comeldigim yerden kalkip hizlica sokak kapisina dogru gittim geriye, melis ordaydi, insanlar henuz yukari cikmamislar. ananemi gordun mu diye sordum melise, endiselendi cok. anlamadi beni. yok yok dedim, endiselenme, hof. elimde iki tane buyuk kagit var, nereden aldiysam. faturalara benziyorlar. endiselenme derken melise, onlari yuzume kapattim. hickirdim. agliyorum. bitti.