Sahane | Rüya Günlüğüm

‘sahane’

yaz rehaveti / “oyunu gordum ben”

14 Ağustos 2010

merhaba. karanlik gunler sonrasi sahane ruyalar gordum bugun ben. gecen haftaya ait iki kucuk ruyam da vardi. sevgili eklememis.

mustafa batmis, 2 milyon euro borc verdim. sisman melikeyi gordum. bir sey daha, asli ertanla sucuk yemeye gittik. bir karis sort vardi altimda. gri cabrio arabasi vardi. saclari uzundu. seyyardi sucukcu. merdivenlere oturduk. yan yan. adam sagda, alan kalkiyor, popoyu saga kaydiriyorsun.

kumsaldayiz. hava kararmaya yakin. seffaf renkli delikli bir deniz yatagi var yerde. sevgili uzandi uzerine. ben denize girip cektim cektim onu da. hava kararacagina aydinlanmaya basladi ve oglen oldu. aksamdan sonra oglen olan bir yerdeyiz. sevgili birden uyudu. dalgalar da var cok, hop hop kaldirip onden yurumeye devam ettim. sahil bostu. tam denizden cikacakken uyandi sevgili, surada kayalik var basma dedi, pit gordum atladim oradan. sahne de atladi. kucuk kizimiz onde, sevgili arkada yuruyoruz. cekistiriliyoruz oyun tarafindan. gozleri haric kucuk gamzeydi. kabarik dalgali saclari, minik burunu, yanaklari… bilmis ama mutevaziydi bir de. herkes bize bakti, bakti. ahsap dar zeminden gectik, sagdaki kapidan girdik sonra. ece ablam ve halam vardi. sera da vardi ama kucuktu o da. halam bir seye kizmis, uzaktaydi. ece de cok donuktu. onlara bakarken oyunun soyledigi bir seyi kacirdim ben. tekrar soylesen dedim, soylemedi. uzulup kucagima aldim. sahne atladi. okanin yazlik programindayiz, yine oralarda. deli kalabalik bir yer. ekipten iki kisi teker teker jenerigimsi sarki dogacladilar. ilki elleriyle davul calarak ve zile tekme atarak cok begenildi. sahaneydi gercekten. sozleri elbette hatirlamiyorum. aslinda adam seydi, adini hatirlamadigim 17 yasinda gosteren 35 yasindaki arkadasim. peruk takmisti. aay.

biraz karanlik bir ortam. bir hazirlik var. cikolatalar pastalar deli deli seyler. ailecek pastaci mi olduk nedir. teyzemler var. hatice teyzemle aram kotuymus, laf sokuyor filan. kocaman cam bir sey vardi. mutfak tezgahina koyuyormussun. uzerine de iste meyveler filan. ama bes metre kadar. her yer cikolataydi anacim. detaylari unutmusum.

sagdan lebiderya

07 Ağustos 2010

daha once gitmis oldugumuz evin oradayim. evi de, icini de cok iyi hatirliyorum, teyzemle gitmisiz. bir adam oturuyor, calisma odasi gozumun onunde. genis cift kapidan iceri giriyoruz, ahsap kaplamalar. kocaman bir masanin arkasinda oturmakta olan adam. filan. neyse orasi rivaymis. o gun herkes yanimda, teyzemler, annemler, melis, aydin. kalabalik. otoyolun sol tarafinda evler var. evlerin onunde deniz, ancak arazi oldukca egimli ve denize yukardan bakiyoruz. az da gozukuyor aslinda su anda. evin onunde de bir suru bina var cunku. otoyolun sag kisminda ise ormanlik arazi, ve onunde cok uzun bir duvar. ben dahil herkes, ve tanimadigimiz bir suru baska insan, duvara konuslanmisiz. izledigimiz sey, bir tur solen. ev sahipleri onceden gelmisler, denize girmisler, yemekler yemisler. simdi hazirlar, su anda gunes batmak uzere, hava hafif karanlik. uzaktan gelen muzik sesleri var. isiklar, fenerler. evler bir bir yikilip, pit diye cekiliveriyorlar. bir alet var. ucu yuvarlak kocaman metal toplu yikim aletinin, minyaturunu dusun. ilginc ama, hic bir sey yayilmiyor, moloz yok, toz yok. sirasiyla evlere yanindan vuruveriyorlar, direkt asagi iniyor, kucuk de gozukuyor o anda ev, yani oyuncak gibi. ve yok oluyor. bir iki uc derken, yavas yavas adamin evinin onu acildi, acildi. oldu bir lebiderya. tam ondeki ev yikilirken hatta, evin sahipleri, adam karisi cocuklar esleri torunlar; ay ay ay yaptilar. sanki yikim aleti onlara fazla yaklasti, bir adim geriye cekiliverdiler. havada ucuyor gibiler, ve deniz gitgide daha cok yaklasiyor. yuzmeye basladilar sonra. havada yuzuyor gibiler ama. sevgilim aradi o sirada, anlattim, boyle boyle suradayiz, cok ilginc seyler oluyor. telefonla konusurken bizimkilerden biraz uzaklastim, baska insanlarin onunden yuruyorum. yeniliyor, iciliyor. kahkahalar atiliyor. bu arada bahsettigim ev de satilikmis, ve teyzem almak istiyor. disardan oldukca mutevazi gozuken evin, icinin ne denli sahane oldugunu ben biliyorum, hepimize yeter. 100 milyar istiyor olduklarini zannediyoruz, e bir sey degil ki, aliriz. arti otuzmus meger, 130 istiyorlarmis. yahu dedim teyze, hazir burdayiz git konus, alalim. simdi mesgul etmeyelim ama dedi teyzem. yine de evin onune dogru gittik, kapali kapisinin onundeyiz. solen devam ediyor, teyzem bana donup kizim kaybolmasin sikilmasin bu evde dedi. kizim, kedim. yok dedim, o da sever burayi. sahane olucak her sey. hem dedim bak, lebiderya oldu ev. halbuki sadece sag tarafi tamamen acilmisti, solda hala evler var ve sanirim onlar yikima dahil degiller. sagdan lebiderya sagdan lebiderya dedik, gulduk gulduk; ve otoyolun karsisina bizimkilerin yanina donduk.

yastik yani payreks ici sucuk

15 Haziran 2010

“gamze uyan gamzecim uyan gamze gamze” dedi zeynep, uyanmadim, gitti. sonra gozlerimi hafif aralayip, sagima dondum. yandaki yastigin kosesinde bir payreks vardi. icinde kalin ama ikiye bolunmus, ay seklinde sucuklar. yaninda elma dilim sahane patatesler. ve yaprak yaprak parmesan peynirleri. ay cok acikmisim diye dusundum. bi sucuk parcasi kapip, yedim. o arada icerden ayse teyzenin sesi geliyordu. “ay her gun yemek yapiyorum ben tamam da. cok ve her gun yapanlar nasil basediyor anlamiyorum ki. e ben de aslinda alameti sahan* degilim. hof.” ve, uyandim. zeynep gelip gercekten gamze uyan demisti, ve mutfakta konusuyorlardi dolma sararken, evet. ama gerisini ben uydurmusum, canim da sanirim sucuk cekmis.

*alameti sahan yerine baska bir tamlama da olabilir, ama iste boyle eskilerden ve aslinda herhangi bir manasi olmayan bir seydi, ondan eminim.

zaman makinasi yaptim

06 Haziran 2010

once edirnekapinin kosesinde kaldirimdan inince bayildim ben. pit yere dustum. oldum mu ne. neyse ayildim, ust kopruden gecicem merdivenden cikiyorum. iki adam bir kadin, kosede oturmus telefonla konusan adami, sirt cantasina gizledikleri kamerayla cekiyorlar. yurudum yurudum, vapur vardi.

sevgiliyle deli kalabalikta yuruyoruz, ama mitingdeyiz sanki. eski arkadaslarimin da orada oldugunu farkediyorum, sevgili dikkat etsenize diye bagirdiginda. cektim sonra kolundan, sagdan sagdan yuruduk. beni boyle yerlere pazar pazar getiriyorsun, hic suradaki go karta da goturiyim filan hic hic yok dedi ve kizip birden olusan motoruna bindi, gitti. benim de scooterim olusuverdi elbette, arkasindan gidiyim diye, kirmizi. ama yetisemedim. okul gibi bir yere geldim sonra. boyle mezuniyet biseyler. cok kalabalik. ilkokul arkadasimi goruyorum, ortaokuldaki nevin hocanin kiziymis aslinda, babasi da lisedeki goksel hocam. o benim babamin motoru degil mi dedi. a oyle mi bilmiyorum ki ben. birden geliverdi, bindim dedim. babami bul, aksam onunla eve gidecekti dedi. gidip bekledim bir sinifin yaninda. kapiyi caldim sonra, ogretmen cikip yanimdaki kiza bagirdi. yok dedim ben caldim, koridor geciyor sanmistim ben, sinif varmis ama burada. afedersiniz. evet dedi, hep bizim mudurun hatasi. ikimiz de manyagiz. basbaya sinif iste. kosede biyerde. heyallam. sonra beni alt kata yonlendirdi, baktim cidden goksel orada. vazgectim sonra. taksiye binsin yahu, ben gidiyim motorla. ciktim yukari.

aksam olmus sonra, biyere giriyorum, kopru alti bir kamyon tamircisi gibi. hem hastane gibi. bir suru ambulans ve polis arabalari da vardi. tavan biraz basik ve camur fiskiriyor. sonra yanimdan gecen araba da aynasindan su fiskirtiyordu. cok islandim. kufrede kufrede yurudum. ama iste dedigim gibi tamirciymis, ondan normal karsiliyorum. arabalarin su atmalari da bozulmus olmalari demek. gitmem gereken yere gelmedim ama ben dedim cikinca. geri donsem mi diye dusunurken biraz daha yurudum, hic gormedigim yerlerdi.

teyzemin evindeyim, yatak odalarinda yatiyorum. mutfak dolabinin oldugu yerde buyukce bir plazma var, ancak ayni zamanda yanindaki duvara daha buyuk goruntu yansitabilen bir projeksiyon da kendisi. ben duvardan izliyorum. kalktim sonra, balkona gittim. kuzenlerin konusmalarini dinliyorum. geri gelip televizyonun sesini kistim. tekrar balkona gitmeye yeltendim ki kuzen oraya gelivermis. gormemeli beni. geri gelip salondaki televizyonun arkasina saklandim. tuh ama gordu. napiyorsun dedi burda. zaman makinasi yaptim ben dedim. sasirdi elbet, ama dogru yani. su televizyonda porno acip sesini kistiktan sonra musluktan su iciyorsun, ve gitmek istedigin tarihi evin anahtariyla televizyonun arka kismina kaziyorsun. yaptik. gel bak balkona dedim. gittik ve gercekten zaman atladik. 2039dayiz sanirim. a bak babanlar geldi. a bak baska araba almislar seklinde sasirdik. neyse teyzemlerin gelmesi kotu haber cunku hale dusta yemek yapiyor. hemen ona haber vermeliyim evi terk etmeliyiz. yatak odasinin dusunun seffaf kapisini tiklatiyorum, gidelim gidelim diyerek. hic umrunda degil valla. ayrica bildigin dusta mutfak tezgahi var. ben yukari ciktim nille birlikte. iki tane merdiven var, sonra zemin uzerindeki oyuncak ayi. ne lan bu diyorum. ayi olmasa merdiven ciktiktan sonra yine ayni yere basicaksin. kapi da o kadar dar ki, kolum anca gidiyor. kac kiloydum ben burayi yaptigimda anlamiyorum ki dedim. giremedim ve tuglalari parcaladim elbette. bi de asma kilit var kapida. ilginc yani. cati arasinda mi yasiyoruz nedir. gel dedim nile, gel. girdik. bitti.

baba

28 Mayıs 2010

bin tane sahane ruya gordum, tek hatirladigim; bin saat sonra yazdigim icin, az hatirladigim:

babam aradi, telefonumu, e öldü, yok ölmemis. halihazirda yaptigim seyi birakip, oldugum yerde minik adimlar atarak cogunlukla dinliyor, ve konusuyorum. o yani. yanlis hatirlamiyorsam bayrampasadayim dedi. istanbullu olmayi birak, bilmiyorum filan, neresiydi lan orasi diye dusunuyorum, ogreniyim de gidiyim hemen. konustuk; konustuk; konustuk… kapatti.

deli gibi mutlu olmaya artik alisigim, ama babamin boyle hissettirmesini unutmusum. guzeldi cok.

yedigimiz sumuklubocekler puding yiyince disari cikiyolar

01 Mayıs 2010

yemek yiyoruz ikimiz disarda, hincal uluc yanimiza gelip program teklif ediyor sana. yemegimiz bitti kalktik, arabadayiz. dar yollarda gidiyoruz, keske sana verseydim diyosun, yol bozuktu. kaza yaptik ve karardi. sahne gecti. kabul etmissin meger teklifi. televizyon programi, ailenizi cekiyolar. ben dahil deli gibi izleniyosunuz. sonra evdeyiz, oturuyoruz. annen sana gelip, hayirdir gamze arabayi parcalamissin demis. bunun uzerine senle nette video baktik, kazada dalga alip denize atmis arabayi meger, kurtulamamisiz. yaptigimiz kazayi izledik resmen. stop motion. e olmedik ama lan diye dusunuyorum ben, kayalik yoktu orda kumsaldi demek dedim sonra, ve cok sevindin sen araba gitmedi diye. bir garipti ama hersey, hafizamiz mi gitmis ne. sonra sen uyuyosun, babayla yemek yapiyorum ben gece, anne de geldi yedik. yedikten sonra kustum ben avucuma biraz, caktirmadan. anne ne oldu dedi, yok bisey dedim ben. sonra “yedigimiz sumuklubocekler puding yiyince disari cikiyolar” diye acikladi anne. hm. babanin aldigi milyon tane milli piyangoyu metallere takiyorum daha sonra ben, ama yirtiliyorlar. ya gecmezse diye soruyorum, sonra da nerden aldik sahteler mi acaba diye. baktim isiga tutup, bi kismi seffaf ve pullu. marketten aldigini soyledi baba, hm dedim gerceklerdir yahu. eve gittim sonra ben. cem bilgisayar basinda, salona gidip uzandim. beni cagirdilar bi ara, baban msnden bana yazmis film sormus ama gittigimde msn penceresi acilmadi ve cem google et de oyle bi goriyim bari dedi. ubuntu vardi. ben ogrenciymisim. icerdeki televizyondan fatihin sesi geliyodu. kollarin hafif acik, merhaba ben gamze koseoglu diyerek yesillerin arasindan kadraja zip zip firladigin jenerik, hala aklimda.

bankamatik, bulasik makinesi ve geri donusum dolabi

07 Nisan 2010

birkac erkek arkadasimla beraber yuruyoruz. bir bankamatigin onune geldik, tebinmis, iclerinden biriyle atmnin basina gittik, para yatiricaz. yalniz paralar benim sag cebimde. ayrica bu benim arkadaslarim ortaklar, ne is yaptiklarindan emin degilim, ama kusku icindeyim. bence boyle gizli kapakli bir seyler. neyse parayi yatiriyoruz, bir gariplik var, geri veriyor, yeniden yatiriyoruz, hala garip, geri veriyor. bu arada cebimden para hic cikmadi, ancak bankamatigin her geri verisinde deste kalinlasiyor, elimle hissediyorum ben. ne oldugunu tam anlamadim. 3 bin vardi, simdi 7 bin oldu. allahala lan nedir nasil hm filan derken, anliyorum ki boyle bir kombinasyon gibi bir sey var, o uygulandiginda parayi fazlalastirarak geri veriyor bu atm ve bizimkiler de bundan faydalaniyorlar periyodik olarak. ne lan bu napiyosunuz siz diyip kiziyorum, yurumeye basliyorum. birden anne cikti ortaya. kimin annesi bilmiyorum, ama anne figuru oldugundan eminim. olaydan haberdar olunca cok kizdi, bizi birakip gitti, biz arkada kaldik, ama ben annenin gozunden ruyayi izlemeye devam ediyorum. geride kaldik, geride kaldik. anne boyle perspektifle goruyor oldugu sokagin kendine yakin kismindan tuttu, sanki bir fotograf tutarmis gibi. cekti ve yirtti. asfalt ayrildi boyle, yol dokulmeye basladi. heyelan gibiydi. biz hala gerideyiz ve yol bozulmus oldugu icin gitmeye devam edemiyoruz. kizgin kizgin gitti anne, biz kaldik. ben izlemeye devam ediyorum. bir eve geldi, mutfak kismina gecti. mutfak garipti, boyle eski gibi ama guzel, ahsap gibi ama cilasiz, daha cok sadece koyu renk tahta gibi dusun. agac ev gibiydi, lavabonun hemen uzerinde kocccaman bir pencere vardi. aslinda pencere olmasi manasiz cunku zaten havada ucuyor gibiyiz, cam da yoktu zaten hem, sadece cerceve. disardaki agaclarin dallari iceri kadar gelmis, hava ferahti. neyse lavabonun solunda bulasik makinesi var. makinenin sadece kapaktan ust kismi var ama, digeri tahtadan buyukce bir kova, icine de beyaz bir torba gecirilmis sanki. neyse anne icerden bir kutu getirdi, kumbara gibi. icinden bozuk paralar cikti, onlari deterjan bolumune dokuyor, goruyorum. boyle sonlara dogru paralar jetonlara filan donustu, iclerinde yonca biciminde olanlar da vardi. doktu doktu, makineyi calistirdi. yikanmaya birakti. meger onun para cogaltma yontemi de buymus. sanirim.

bilgisayarin basindayim, dosyalarimi duzeltiyorum. bazi gereksiz oldugunu dusundugum seyleri sildim. 56 gblik bir klasor vardi, ismi “izledigi filmler” olan. onu da sildim, o arada annem basima geldi yalniz, konusuyor. dosya siliniyor, ben o saniyelik arada hastir ya geri almam lazim diye dusunuyorum. bu arada herhangi bir evde veya kapali alanda degiliz, bahce ya da orman gibi bir yerdeyiz; ben oyle ortada duruveren bir masanin basindayim. neyse ayaga kalktim, annemle beraber sol taraftaki bir dolabin onune gittik, actim icine girdim, annem de hala bana bir seyler anlatmakla mesgul. dolap, karisik. tozlu. kalabalik. aralardan bir dosya cektim, elime aldim, cikicam. dosyanin ismi, “izledigi filmler”. dolaptan cikardim, fiziksel olarak arayip bulup dokunarak evet, ve; geri aldim. (yine ormanda, bizden biraz uzakta bir yerde de kirik dokuk bir sahnenin onunde insanlar gosteri icin beklesiyorlardi, guzellik yarismasi midir nedir. sahnenin solundaysa buyukce bir kabinetin icinde turuncu-kirmizi oyuncak kulaklar vardi. her sahneye cikan once onlardan bir tanesini takicakmis. filan.)

utu cini

26 Mart 2010

ne zaman gordugumu ve ne zaman hatirladigimi hatirlamiyor oldugum ruyalardan

cok eski elektriksiz calisan bir utu duruyor, utu masasinin uzerinde. birden karardi mekan, utunun icinden minik insanciklar cikmaya basladi. boyle sahane rengarenk efektli. ciktilar ciktilar. yerden bir karis havada adim atmadan dolasiyorlar etrafta. ulan ne oluyor. hay sikiyim. boyle deli deli geziyorlar. kendimi gordum sonra, alti yaslarindayim ben. arkamdan goruyorum gta misali. mavili pijamam var uzerimde. bana dogru gelip gelip gittiler. gelip gelip gittiler.

akide – sizsiniz

27 Şubat 2010

akidecinin disinda oturuyorum. inci gibi bir yer. yuvarlak minik masalari var, girise sirtim donuk ama kocaman camlarinin yanindayim. arkami donup iceriyi gorebiliyorum. oldukca los, hatta karanlik bir yer, eski belli. kalabalik da. kasayi goruyorum, bir kiz calisiyor, uzun tezgahin kose kisminda, ortada. niye hep boyle acaba, taninan bilinen koklu yerler neden hep los diye dusundum. kasa kizinin tam arkasindaki panoda, simdi ismini hatirlayamadigim ama ruyamda arap baci sakizi diye isimlendirdigim o eski sakızlarla, akidesizsiniz yaziyor. boyle kolye gibi. slogan bin yillik zaten, herkeste var ama bunlar onceden akil etmisler, pizza hut da acun da burdan calmis, belli. masamdaki ise yeniden odaklandim. onumdeki gazeteyi katlayip uzerine bir seyler yazmakla mesgulum. annem babam filan da oralarda bir yerlerdeydi, sokagin karsi tarafinda ilerleyen kortejin icinde gittiler, kayboldular. gazeteyi uygun sekilde bir dikdortgene cevirebildigimde, gogsume asicam. sanirim ilan tahtasiyim. garipti. birden biri gelip basimda durdu. tiknaz cirkin biri, kel boyle. dibimde durdu gitmiyor, hemen yanibasimda. iki tane cantam var yan sandalyemde, bir de masa uzerindeki esyalarim. anlamadim, onlari korumaya ve geleni uzaklastirmaya calisiyorum. ben oturuyorum, o ayakta, itisiyoruz. git git dedim, daha da yapisti. imdat imdat falan diye sesimi yukselttim, sokaga benden daha yakin bir masada oturan yesil kazakli adam beni duydu. bi hisim uzerimdeki manyagi benden cekti. beraber yere yuvarlandilar, duserlerken bilegine bir sey batirdim. kufrettim. iceri girip herkesi birbirine katarak bilegine bandaj yapip, kacti. ben sakinlesmek icin biraz daha oturdum. sonra kalktim, yuruyorum. bir ilan gordum, bir kitap kapagi. turuncu. uzerinde siyah buyuk korecemsi kelimelerle – ama latin alfabesiyle, bir isim yaziyor. a oha. okudum. deminki manyak iste, bu yazar. e taniyorum da, ha deli peki. dusune dusune yurumeye devam ediyorum. bir sokak cafesi masalarinin icinden gectim yine. sol masacikta kor bir kadin var. hemen yanindakinde de kor bir adam, ve karsisinda da deminki manyak ama bu defa kadin kiliginda. karisi gibi davrandi, adami kaldirdi aldi gidiyorlar. yuzu vucudu bilmemne, degisiyor hep. ama ben bilegindeki bandajdan taniyip, anladim. ay asil kadin orda masada kaldi bir basina. gidiyorlar, ben de peslerinden. yokus iniyoruz. adamda pardesu var, guzel bir siyah gozluk ve pit pit hani yerde yon aranan sopacik. karisi da cok hostu zaten. sahane bir kor ciftler aslinda. bizim obsesif beni tanidi. ben de ne yapmaya calistigini anladim. yeni kitap icin, olabilecek en absurd ve merhametsizce hikayecik denemeleri. hep sonuca varan gercek yasam tiyatrocuklari, sonuclari biriktiriyor herhal. yokus inmeye devam ediyoruz. demin keldi, simdi kut siyah saclari var bak. e sacma ama. neyse. amca eve goturuyor bizimkini. e tanimayacak mi ki – diye dusunuyorum icimden, anlasilmasin diye sesi boyle kisik tamam, zaten pek de konusmuyor, ama sevisseler mesela, teninden vucudundan. hem sonra kokusu filan. anliycak lan iste. eve girmediler, hemen karsi kaldirimdaki bankta biraz oturup, opusup sevistiler. adam anladi sonra. bizimki kacti. ben izledim.

ipek yoluna sahip lise arkadasim, ve ben

22 Eylül 2009

ben yeniden lisedeyim. okuldan geldim. gomlek, etek ve igrenc ayakkabilar var uzerimde. istanbuldayiz, ama teyzemlerde kaliyormusum, madonun karsisinda – pelite gelmeden, bi binada. yalniz teyzemlerin hali hazirda ankarada olan binasini komple alip caddeye tasimislar. onunde agaclariyla falan, bi de koyu bi renge boyamislar. etraftan ayri bir kara duygular merkezi gibi. eve girdim, los. melis ve birkac arkadasi odaya toplasmis bir seyler yapiyorlar. pogaca almaya gidecegimi soyluyor ve isteyip istemediklerini soruyorum, elbette evet cevabi aliyorum. ananem ve biri var, kapidan cikmadan once kucuk bir odada gordum, orasi salon – ama kucuk. biri aydin olabilir, aydinin kucuklugu. los isikta oturuyorlar, hatta karanlik, konusmuyoruz, onlar televizyon izliyorlar. sadece goz goze geldik, ben ciktim. disarsi aydinlik halbuki, evin bu kasvetini anlamadim. kaldirimda yuruyup, igrenc ayakkabilarim ile karsiya geciyorum caddede. altinkeke gidecekmisim, telefonum caldi. arayan fritz. fritzde benim telefonum yok diye dusundum. ilginc. actim. gelsen de biraz konussak tarzi bir seyler soyledi, zaten hemen oraciktaymis. asya pazarinin uzerinde dershane mi oyle bir sey acilmis sanki. zaten kosesinde de terasimsi bir yer var. apartman cikisi gibi, baya bir de genis ama, yanda. hemen iki adim uzagimdaymis adam zaten, gittim yanina. oyundan ayrilisi ve olumu uzerine bir seyler soyledi. hani sen hangi taraftasin seklinde. ama cok kibar ve hostu, alistigim adam degildi. ki ben onu zaten tanimiyordum, sadece uzaktan isimlerimizi biliyorduk sanirim. o kadar. benim hic bir alakam yok fritz dedim, sadece haberdarim, o kadar. cani sikkin gozukuyor oldukca. yukari bakti, ben de dondum yukari baktim, camdan – o dershane dedigim yerden birileri bakiyor asagiya. bu insanlara gozum asina, ancak hic samimiyetimiz yok. ha dedim, onlar sana sor diyorlar, neymis ben seni sevmeyenlerden miymisim. pek bir yere varamadik konusmamizla, benim pogaca almam sen dur burda dedim, altinkeke girdim. altinkek degismis. o uzun koridor kesilmis, bi sekilde kapanmis banko gibi bir bariyerle, arkasinda uc adam var. sagda da kasa ve iki kadinin durdugu bir banko var. arkada firini filan gorebiliyoruz, her sey ayni, sadece giris cok daralmis. adamlarin en sagda durani gencti ve gozleri simdiye kadar gormedigim – goremeyecegim bir maviydi. herhalde gozde normalde olmasi imkansiz bir mavi. koyu ve parlak. cok parlak. bir karisiklik var orda, insanlar mi cok nedir, biraz bekledim ve sonra kadina siparisimi soyledim. 12 pogaca, kalabalikmisiz biz bugun evde. sanirim 12 tane taze yok. bir tanesinin ucunu isirdi kadin, siz nerede oturuyordunuz diye sordu bana. herhalde eve gonderecek. adres degis tokusu yaptik, ben onlarin telefonunu da aldim falan. ciktim. fritzin oraya gittim yine. yukardaki insanlar asagi inmisler, tenefus mu nedir. bu arada hepimizde kiyafet var. formali degiliz yani. forma olmamasina ragmen etek ve igrenc ayakkabilar giymis olmamdan manasiz biri oldugum gercegini cikarabiliriz sanirim. neyse. beni koseye sikistirmaya calisiyormus gibi konustular. derdimi acikladim, guldum, hiiic yok oyle seyler, bana jina oldugunu soyledi sadece fritzin ve baska da hic kimseyle konusmadim zaten – dedim. hatta senin okuldan atildigini dahi bilmiyordum fritz dedim sonra, meger okuldan da atilmis-mis. anlattiklarima inanip, tarafsiz durdugumu da anlayip, beni kendilerine cekmek istediler galiba. tamam tamam gibi bir seyler konustuk. ben guldum, hayir olmaz dedim, bu kadar zamandir durup da bos yere hepinizden bu azari yediysem, bana butun bu olaylarin nedenini soyleyeceksiniz. ne oluyor ki. bir kiz vardi, durdu. tamam dedi. o arada fritz yanima gelip elini omzuma atti. pembe-mor karisimi bir kazak var uzerinde, gozleri hala huzunlu. birbirimize sicak davrandik. ki soylemis miydim, aslinda hic tanismiyoruz. kiz ve digerleri hafif daginik bir cember olusturuyormus gibi yaklastilar bana. bu anadolu bilmemne yolu friztin ailesine kalacak gamze – dedi kiz. ipek yolu gibi bir sey herhalde. o yuzden butun bu karmasa, butun bu onlari batirma cabasi. filan. hm dedim ben. bir kiz gelip avucumu acmami soyledi. kum gibi bir sey doktu avcuma. bu dedi iste, tilsimli bilmem bisey. katrana donustu o tozlar avcumda, yayildilar, ama dokulmuyorlar yere. sadece elimi doldurdular. beyaz tozlar yuzeye cikmaya basladi, parliyorlar. hareket ediyorlar ve cok guzeller. aralarinda baloncuklar oldu sonra. dagildilar falan. duz tutuyorum avcumu, ve bakip, butun bu olaylarin sebebini anliyorum. galiba. sonra biraz daha konustuk, ben gittim.