Rüya Günlüğüm - Part 2

mutlu son

21 Kasım 2011

dedemin saatini bulmak icin dolaplari yerle bir ediyorum. olayin satmis oldugundan kuskuluyum, ve nasil kizgin. o arada baska bir suru eski alet edavat buldum, ama onlari almiyorum. saate sonunda ulastigimda, uzun zaman gecmisti ve yorgundum. ustelik kayislari da yerindeydi, annemin soyledigi gibi kesilmis degillerdi. koluma taktim.

minik not

18 Kasım 2011

bin gun gecti, bin ruya gordum. not almamisim. sonra da aklimdan cikmislar. kader.

basak meyvenin doktoru bu arada

16 Kasım 2011

basakla dubaiye seyahate ciktigimi gordum. tabi bu ruyamda bile mumkun olmadigi icin ancak bu kadar surdu. ehe.

tumblrdan kopya

12 Kasım 2011

yesim apartmanina giriyoruz, galiba annem ve babam var yanimda. apartman kapisindan girer girmez bir koku carpiyor burnuma. anlatilmaz sekilde yogun, olu kokusu, olum kokusu. solda, evinden cikmis, ama kapisini acik birakmis; duvara dayali bankta oturan, basi arkaya yasli ve agzi hafif acik bir kadin var. ismini bilmiyor veya hatirlamiyorum o anda ama olmus olanin o oldugundan endiseleniyorum. gozlerini hafifce oynatip beni yanlis cikartiyor, ancak sorun baki ve kadinin belli belirsiz ust kata bakmasi bizi yukari yonlendiriyor. birinci katta bizim dairemiz var aslinda. ama onun da kapisi acik, ve icerde nedense cok az esya var. baska bir ev gibi. bu defa duvara dayali olan, uzun ince bir kanepe. kanepede uzanmis, basi bizim tarafimizda kalan bir adam. yasli bir adam. yuzunu goremedim, olmus mu canli mi bilmiyorum. ancak hareket etmedi. daireden aceleyle ciktim. icimdeki his, o adamin asagidaki kadinin kocasi oldugu ve onun da kadin gibi katatonik sekilde kalmasinin bizim o anda orada goremedigimiz bir sebebinin varligi. salonun ortasinda olduruverilen daha genc bir adamin silueti gelip gecti hizlica gozlerimin onunden, nefes alamiyor ve hizlica merdivenlerden inmeye calisiyordum; uyandim. sonraki ruyamda da olenler ve oldurenler vardi, ozgur ve aslen olmayan kucuk kardesi vardi, ki olen o; bir de oldurenlerle ayni evdeydik. bildiklerimi anlatmaya calisiyordum, yakalaniyordum. sanirim. canim simdi anlatmak istemedi, sonraya.

rss aktif.

06 Kasım 2011

http://www.elektronikruyagunlugum.com/feed

bu da boyle bir yazi olsun madem

06 Kasım 2011

domainleri 1 yillik almayi tercih ediyorum yillardir. sure bitiminde anliyorum ki bir seyleri yenilemeliyim, degistirmeliyim. sirf bu yuzden. e unutkan ve rahat oldugumu da biliyoruz; dolayisi ile yaklasik on gundur kapali site. neyse.

siteyi herkese acicam, ve bir bucuk yil once yapilmis olan tasarimi uygulayacagim. evet. aklimda.

huseyini uzaylilar kacirdi

04 Ekim 2011

belli ki bi 200 yil ileri tarih. kare salonun alt duvari surgulu cam, balkona acilan. iki ya da ucuncu katta gibi hissediyorum ama gercekte 113. katta evim. bahsettigim cam kapi sonuna kadar acik, ve direkt gokyuzu gorunuyor. salonda ayaktayken bile. nasil bir mimari bilemiyorum. acik kucuk mutfaktan yiyecek biseyler koyup tepsiye, balkona dogru ilerliyorum. melike bende kaliyor, londradaki arkadasiyla beraber. onlari gectim, balkona adim kala tepsiyi firlatip melikeyi tuttugum gibi kolundan, cektim balkona. bak dedim, bak; uzay gemisi. deli gibi yakinlar zaten. ve sey gibi bir durum. dunyayi ele geciriyorlar filan. gecen aylarda gittigim muzede gordugum gemilerden biri vardi, lunapark gibi isil isil, baktiginda seni icine cekip, korkutup birakan. garip his. milyarlarca yildiz esliginde, onlar ucan arabalar da olabilir bilmiyorum. o yuzden 200 yil ilerisi dedim zaten. neyse. taklalar atiyor gemiler havada. su kabagina benziyor cogu. mavi ve turuncu yogunlukta. melike tepkisiz, arkadasi sessiz televizyonunu izlemeye devam ediyor. ben ise cok heyecanliyim. iyi mi koyu mu olacak diye de merakliyim bayagi. birini gozume kestirdim sonra. jetgillerin supurgesine benziyordu. boyle bu nasil ucuyor ki lan diye geciriyorsun aklinda. garip bir cisim cunku. gozgoze geldik onunla. yaklasti, yaklasti, yaklastikca da kuculdu niyeyse. a bu arada o yaklastikca ben geri adim atiyorum salona dogru. sonunda o balkonda ben salonda. yeniden bakistik ve beni icine cekti. fiziken kaldigim yerdeyim ama icim bos artik sanirim. kendimi uyandirmadim bu sefer. ruya bitti diye uyandim. dedim beni uzaylilar kacirdi aay. ayy.

aylar sonra uc cumle

30 Eylül 2011

ruyamda hatice teyzemi, halami, gamzeyi, fatihin ailesini, meyveyi, doktoru basagi, eski sevgililerimi, domoyu, lise arkadaslarimi ve misiri gordum. olecek miyim nedir. ne bu insan hayvan coklugu. bilemedim.

not

25 Eylül 2011

merhaba gunluk. bu aralar cok ruya goruyorum. ama her sabah yine ayni sacma gerceklige uyaniyorum. ve canim ruyalarimi yazmak istemiyor. belki sonra gorusuruz.

pasta oyle olmaz…

08 Eylül 2011

…boyle olur.

ikinci yil!

04 Eylül 2011

merhaba gunluk. tam uc gun once senin ikinci yilini kutladik. yilini kutladigim cok ender seylerden birisin valla. gamze de tutturdu ben de pasta yapicam ben de diye. dedim oldu olucak su da yapsin melike de. pasta yapip yeme gunu olsun. ne bu. tabii ote yandan, onun guzel gorunumlu ama standart lezzetli pastasi, benim cok cirkin gorunumlu ama cok lezzetli pastamin onune gececek endisesi de var. e oyle de oldu. uzumle pasta mi suslenir lan. heyallam. neyse rg. ucuncu yilini kutlamadan, seni gecen sene tasarladigimiz halinle halka acacagim. soz veriyorum. yensin pastalar haydi heidi heidi!

fotograf mecburi burada

boceklerim gitmeyin

04 Eylül 2011

kabuklu boceklele ugrastim butun gun. gun ne ya. gece. kuzen duygu ve ananem vardi. sey oldu. boyle battaniyemsi bir seye topluyorum bocekleri. sariyorum ama cikiyorlar disari. ne igrenclik anacim iyy. duygu da uc yasinda sanirim. gidip soylemez mi ananeme. hayir bocekler benim evcil hayvanim mi nedir; sikayet ediliyorum. sonra herkes ogrendi ama cok gecti. boceklerim copteydi. cok uzgunum.

15 kat daha hizlandik!

26 Ağustos 2011

yasasin ihs.com.tr

uzakdogulu eskici

16 Ağustos 2011

sehirler arasi bir yolda, hic bir yerdeyiz. durdurduk arabayi, babam inmedi. ben ve annem yuruyup, bir evin kapisindan girdik. uzakdogulu bir ailenin evi burasi. esyalar, ama her sey; satista. tasinacaklar herhalde, ya da ulkeyi terk ediyorlar. biraz gec geldigimiz icin, aksam yemegi yemeye yakinlar, masa hazirlaniyor. haliyle alisverisimizi cabuk yapmaliyiz. ama simdiye kadar girdigim tum eskicilerden karisik, tum antikacilardan sahane detaylar iceren bu karmakarisikliktan cikmak; hic de kolay degil yani. uzakdogulu kadinin buyuk oglu, bize rehberlik ediyor, fiyat veriyor. ust katlarda da oyuncaklar varmis, ama oralara bakacak zamanimiz yok. buna uzuldum dogrusu. babama arabaya gidip boyle boyle diye anlatiyorum, hani belki o da gelmek ister. radyo acmis elindeki eski bir gazeteyi okuyordu, teklifimi reddetti. ben de yalniz geri dondum. gelip de bakana kadar ben, annem iki tane sahane taki secmis bile. almayi dusunduklerimiz arasinda en pahalilar onunkilerdi. sonra kutular kutular icinde bir seyleri karistirirken, yuzuklere denk geliyorum. aman allahim. ne guzeller. hem de ucuzlar. begendigim bir tanesini hediye etmeye karar verdi cocuk, sonra ben digerlerine bakmayi surdurdum. en sonuncusu tuylu, kocaman ve siyah bir abstrakt yuzuktu. kedi kafasina benziyordu. agzindan parmagini sokuyorsun, tuyler arasindan cikartiyorsun seklinde. az korkunc, ama sahane guzel ve yumusacikti.

bilmeden + deli komsu

15 Ağustos 2011

topluca amerika tatili yapacagiz. bavullar, arkadaslar, kalabalik. o sirada biri bana seslendi, yanlarina gittim. elini uzatan kadinin elini siktim, ve yanindaki arkadasimin anlattiklarini dinliyorum. meger elini siktigim kadin, yakin bir arkadasimin annesini olduren kadinmis. aslinda hic tanimiyorum bile ben onu, ama yine de cok kotu bir sey yapmis oldum. cocuk, bu konuda inanilmaz kati goruslu, beni affedecek gibi degil. aman yarabbi. asla artik beraber bir seyler yapamazmisiz, yuzumu bile gormeye tahammulu yok. halbuki arkadas arkadas, aile aile olacaktik. dur bir saniye, ben ne yaptim ki, hem bilmiyordum, dur. her sey bozuldu sonra, planlar ertelendi, ucaklar kacirildi. bavulum bile yok. havaalanindaki minik suitime gidiyorum, oraya ben yokken goz kulak olacak arkadaslarima kizimi da birakmaya karar veriyorum. simdilik sizinle kalsin, bizim ne yapacagimiz belli degil, arada gelip bakin ona. yalniz kalmasin. zaten canim sikkin. of.

sonra, annemler tatile gitmisler. ev en ust katta, geldim, merdivenlerden cikiyorum. yalniz asagidaki komsu manyak cikti. bir sorun mu var, bu kadin kim, ne yapiyor seklinde beni surekli takip etti. tamam diyorum benim, ev benim, annemler yok, bir sorun da yok, beni yalniz birak. deli. yok ama yok. en son suratina kapamis oldugum sokak kapisina elindeki anahtari sokarak acmaya calisiyordu manyak. anahtarim da kirildi kirilacak. ustteki zinciri de kapattim, adama kiziyorum. bak git, yoksa polisi arayacagim.

olu kartal

14 Ağustos 2011

koluma dedem girmis, genisce bir holde yuruyoruz. anneannem biraz geride kaldi ama, olsun. oraya oturuversin, bir kahve icsin. bir oncekinde yere dokmustum kahveyi hem, simdikiniyse cok guzel yapmisim. afiyet olsun anneanne. simdi ben dedemi iceriye gotureyim. adimlarimiz yavas. solda yerde yativeren olu kartali gormem icin yeterli yavaslikta. defalarca gordum, yine gordum, her acidan ve her sekilde izliyorum. olu kartal olu kartal olu kartal.

ipek bocegi filmcilik

28 Temmuz 2011

iki kisi, merdivenlerden cikiyoruz apartmanda. genis alanli, yuksek tavanli, eski ve guzel bir apartmanin icindeyiz. her kat, kendi icinde bir ev gibi. daire kapisindan girmeden bile, sicak, kendine ozgu, kisilikli. her katta, sifonyer uzerinde duran lambanin bitisiginde, minik bir eski fotograf makinesi. makine kucuk basik bir kare sanki, ucundaki bosluktansa filmlerin bir kismi disari dogru cikmis. ozel uretim, nadir filmler. ucundan tutup cekebiliyorsun, yanmiyor, bozulmuyor, aliveriyorsun. semra bu filmleri arkadasina sehir disinda kurdugu bir kabinde, ozel olarak ve sayili urettiriyor. ipek bocegi gibi, pil biriktirmek gibi. aslinda hepsini almamaliyim, cunku bir suresi var yerlerine geri koyulmalarinin. hemen yaptirtip, getirtemez ki. yine de umursamiyor, kat kat filmleri topluyorum. bir yandan iclerinde neler oldugunu merak ediyor, bir yandan da bosluklara da biz cekeriz diye dusunuyoruz. resmen calip calip kacacagiz. ama sevimli calmak. hem semra benim arkadasim nasil olsa.

(uzaylilar canimizi az yakti)

24 Temmuz 2011

araba mi bozuldu, tam anlamadim. dedemin yaptigi patenlerle gidiyorum. iki grubuz aslinda, ama ben yavasim; yalniz kalip, sonra da yolda kayboldum. show tv vardi solda, oradan iki sokak daha gitseydim varirdim halbuki. neyse, saga saptim. orada saga sola bakinirken, bir tanidik gordum. minik pazar gibi bir yerde beraberce durduk, patenli patenli. bir arabaya dayandim, kaldirimin uzerindeyim. klasik ve sahane guzel bir araba. yalniz bir sure sonra, e gidelim hadi kalkisim sirasinda, patenlerim yuzunden popomla arabayi ittim. geriye dogru gidip, trafigi kesip, baska araclara carpti; kasla goz arasinda. ben ve kaldirim tasi patenlerim kactik hemen. geriye dogru yoneldim simdi, nasilsa asil gitmem gereken yolu bulamayacagim kesin. hem digerleri almislardir benzini simdiye kadar nasil olsa. arabada bulusur, sonra benzinimizi koyar, gideriz. yol kenarindan kenarindan ilerliyorum. sagimda deniz var, solumda cadde ve binalar. bir kalabalik gorunce, durdum, susamisim da cok. sohbet ettigim cocuk, suradan bin bir dolmusa git rahat rahat dedi. ama binmedim. sonra onlar siraya giriverdiler birden hizli hizli. meger konsolosluk onundeymisim. hadi hoscakalin yaptim, ucusan bayraklara bakarak gondere cekilmis, yoluma devam ediyorum. derken, alt gecit gibi bir yere giriyorum. anne, teyzem ve melis gelmisler buraya bir sekilde. onlar da beni ariyorlarmis meger. a. ufolar. e ne kadar da yakinlar. ne oluyor yahu, dur. alt gecit, kostebek yuvasi gibi bu arada; ve nasil da kalabalik. herkes herkese degerek yuruyor. amanallahim amanallahim. yesile bulanmis bir adam degdi bana, aura gibi boyle, ama parlak yesil. ne oluyor simdi. tam anlamadim. aci cekiyoruz, kisa sureli elektrige tutulmus gibi sanki. kimse kimseye dokunmamaliymis meger, ve kacmaliyiz. ama olmuyor, olmuyor. ay olmuyor, sinir icindeyim. sagim solum yaniyor yaniyor boyle. bir sure gectikten sonra, duzelenler belirmeye basliyor etrafimizda. onlar tek renk kaleidoskop ya da gumus hediye pakedi parlamasi gibi ceketleri olanlar. onlara degmeliyiz. degdigimizde, genis bir yumusama ve rahatlik var bizi bekleyen. sanirim bize test yapiyorlar, sonra da duzeltiveriyorlar. uzaylilar canimizi az yakti. ama kalabalik azalmiyor. dolanip dolanip duruyoruz dehlizlerde, tunellerde. mahser gunu mudur nedir, anlamadim. derken bir cikisi farkediyor, ve her nasilsa dordumuz yeniden bir araya geliyoruz hemen. icimizde yesil kalmis olan yok neyse ki. benim patenlerimse, hala ayaklarimda. cikisa dogru ilerliyoruz, ama her yer bombos ve yerlerde yapraklar ucusuyor. bir bosluk hissi, sonbahar, huzun ve korku var. arabaya uzak degiliz, araba kirmizi. ulastik, binmeliyiz simdi ve gitmeliyiz artik. tamam. kafami yukari kaldirdigimda uc tane ucan daire vardi. altlarinda seffaf yuvarlak pencereler, pencerelerde de golgeler. sonra hoscakalin deyip, gorunmez oldum. yok oldum. sasirdilar cok, ve artik gorusemeyecegiz sanirim. gitmedim gerci hemen, oradayim. babama hoscakal diyemedim, size benim icin iletin diye dusunuyor; ve galiba telepatiyle onlarin beyinlerine bu dusunceyi sokuyorum. sonra havaya dogru yukseldim yavas yavas. bitti.

gokkusagi

20 Temmuz 2011

ihtisamli ama hos, ve zengin oldugu belli olan bir kadin; ben ve sevgilimin onune gecip, bize yolu gosteriyor. kollari dirsekten kirik sekilde basinin uzerinde birlesiyor. ellerinde uclarini tuttugu gokkusaginin cift tarafinda beyaz bulutlar var. tek boyutlu, sanki o sekilde kesilmis rengarenk bir kagit gibi gozuken gokkusagi, kadin onumuzde yururken sekilden sekle giriyor. bize geriye dogru donup bir seyler anlattigi her an, gokkusaginin o sahane uc boyutlu hali, sahne sahne aklimda kalmis. donusler, bulutlar, renkler. gokyuzunden indirip kendine aksesuar yapmis kadin resmen. muhtesemdi.

saatlerce suren (parcali ama butun dus)

19 Temmuz 2011

zeyneple gittigimiz bir bardan cikmak icin toparlaniyorum. o kadar gec kalmisiz ki buradan cikmakta, cok sinirliyim zeynepe. daha once kararlastirdigimiz ikinci yere yetisememisiz onun yuzunden. ya unutmustur ya sallamistir ya da birilerine takilmistir kesin. herkes gitmis zaten, bar sahiplerini taniyoruz ve insanlar gece burada kalacaklar. teyzemler de vardi, bildigin teyzem melis seklinde; birkac aile ferdi daha ve birkac arkadas. ben nedense aksam gelirken kedilerimi de getirmisim. simdi gitmem lazim ama madem siz buradasiniz bari sizinle kalsinlar diyorum. sabah ugrar alirim. sonra ben gidiyorum demek icin odalari dolasirken, sacmasapan bir yerde oldugumuzu farkediyorum. bir tarafin cami cercevesi yok, bazi yerler les gibi pis, camdan iceri agac dallari girmis, sineklik zaten yok, bar tarafi sacmasapan daginik sekilde. yok yahu gece kimse dikkat etmez, kacar simdi benim kediler dedim, onlari da almaliyim yanima seklinde karar verdim. zeynepin sevdigi guzel torbalardan birini aldim icine kizlarimi koymak icin. bir sey diyemedi bana, normalde vermezdi. ama kizginim ya, o da suskun. bir tarafa kizimi bir tarafa meyveyi koydum, torbanin agzini kapadim, ben eve varana kadar kalsinlar icerde, bir sey olmaz. cikip merdivenlerden iniyorum. aslinda disarida halen hayat var, bir haftasonu gecesi olmasi mumkun. izmirdeyim, ara sokaklardan icen insanlarin arasindan geciyorum. o gidecegimiz ikinci yere ugramayi dusundum once, ama hem esyalarim var hem kediler; vazgectim. eve gitmek icin nereden donecektim ben. dur. sonra birden viyanadayim. 14e gitmem gerekli evime varmak icin, ancak metro girisi neredeydi ki. bir meydanda duruverdim, yonumu dusunuyorum. her seyi, her yeri, her yolu unutmusum. aptal bir ifadeyle, omzumda cantalar, dort bir yandan gelen isiklara, acik yerlere, insanlara, gecen araclara bakiyorum. sonra metro girisini bulup asagi indim. bilet satan birkac yerin icinden, bekleme salonlarindan, koridorlardan, yiyecek icecek makinalarinin onunden gectim. yesil hatta mi binmem gerekli turuncu mu diye dusunuyorum. kafam karmakarisik. sonra gitmem gereken yerin ismini farkedip, o tarafa dogru kosturuyorum. hangi yone peki. insanlar ilerlemeye basladilar, peslerine takildim ben de. sonra yanlis yone gitmekte olan metroya binmeye calistigimi farkettim. obur tarafa gecmeliyim ama arada bariyerler var. calisma varmis burada ve varamiyorum ters yone. sonunda adamlari, toprak yiginlarini ve merdivenleri asarak, dogru yone ulastigimda; elbette ki son metroyu kacirmis oldugumu anliyorum. hayir simdi ne yapacagim ben burada. sabaha birkac saat var galiba henuz. yukari cikip, yeniden insanlarin arasina karistim. hala metro istasyonundayim ama, dar arnavut kaldirimli bir sokaktan ilerliyorum. o arada gunes yuzunu gostermeye basladi. minik bir kapidan iceri girdim sagdaki, asagi indim ve dogru yere ciktim. metroya binip, gittim. uyandigimda, evin sedirindeyim. sirtim cama donuk, iceri annemler girdiler. eski bir yapinin, ust katlarindaki bir dairedeyiz. duvarlari cok sevdim. bir muddet burada kaliyormusuz galiba, tam da emin degilim. sanirim ben kendime kesin kalacak bir yer ayarlayana kadar, onlar da buradalar. gun icinde yapacagimiz seylerden, gezecegimiz yerlerden soz ediyoruz. sonra arabaya bindik, teyzemler de gelmislerdi. bulusmusuz demek. bir feribot iskelesindeyiz. nasil, bilmiyorum. binmeye calistigimiz feribot konusunda babami uyardim. ben dun gece eve gelmeye calisirken buradan gitmek istedim, ki burada sanirim ters yone giden metro hattindan bahsediyorum; ancak o degilmis baba, aksi yondekine binmeliyiz. bu arada, iki feribot yanyana duruyorlar, ayni yerden ayni anda kalkacaklar, ancak – galiba – baska yerlere gidecekler. araba sikisikti, hava cok acik ama serindi, icimde ferahlik ve hos bir his vardi, iyiydim.

bir kiz, bir erkek

18 Temmuz 2011

otobusle gittigimiz bir yolculugun sonunda, oteldeyiz. iki cocugumuz var, ama sanirim bizim degiller, yine de bizimleler. etraf otobus arkadaslarimizla dolu, boluya minik tek gunluk bir gezi varmis, ondan bahsediyorlar. gidip kayacaklar dolasacaklar ve sonra yemek yiyip doneceklermis. biri erkek biri kiz kucuk cocuklarimiza soruyoruz, teki gitmek isterken teki istemiyor. gitmeyelim o zaman diyoruz. kiz kivircikti ama galiba sarisindi, guzeldi. erkeginse oldukca sevimli oldugunu hatirliyorum. yuzleri aklimda degil. kucaklanacak kadar kucuklerdi ama. belki dort, en fazla bes. kisti, soguktu, kiyafetlerimiz cok kalin degil ama kat katti ve guzellerdi. oteli sevmistim bir de.

cumartesi geceleri, cok ruya demek

16 Temmuz 2011

bir: iki top karpuzlu, bir top pepsili dondurma istiyorum. yuz saattir sirada beklemisim, sira salonu dolasip merdivenlerden alt salona kadar iniyor. yanimda babamin siparislerini sahane sekilde veriyorlar, ama gel gor ki adam benimkini yanlis anlamis. toplam uc top siparisimi, iki ayri kulaha bir bir yarim yarim olarak dagitmis, oyle verdi. keyfim kacinca cok sirret olabiliyorum. arkamdan konustu bir de. ciktim siradan firlatip attim kulahlari, duvardaki minik tablolara carpip surunerek yere dustuler. nasil sinirliyim. agzimda azicik karpuz tadi var sadece. disari cikip annemlerle melisi buluyorum. yuruyoruz, ben sinirli, onlar dondurma yiyorlar. onden yuruyor ve sevgilime mesaj atiyorum boyle boyle oldu diye. bir sure sonra bizimkiler anlamislar ki yanlis yoldayiz. okul kampusu gibi bir yerin icindeyiz zaten. bunlar anlayip, bana soylememisler. bir baktim melis kalmis bir kilometre arkamda, bana gel gel yapiyor. ulan onceden neden seslenmediniz. deli.

iki: sevgilimin eski bir sevgilisi erkekmis. ben de, nerdense artik, ogrenmisim. sasirmistim dogrusu.

uc: katlarda orman ici tahta kabin evler var. ogrenci yurduymus burasi, orman katli apartman; evet. ozgure ulasmaya calisiyorum; ozgur uzuner. o arada yasinayin kabinine ugruyorum. merdivenlerden cikarken agaclar vardi. yaz kampi gibi kalabalik bir ortamdi. kabinlerin bazilari da o kadar kucuktu ki. tek kisilik. bir masa bir bilgisayar ve yarim yatak seklinde.

dort: guzellik salonuna, kavitasyon randevusuna gitmisim. a. estetisyen, gokce. ne isin var senin burada yahu. sasirdim. bir muddet sohbet ediyoruz, nerelerdesin bin yildir gorusemedik vesaire. sonra seansi da uygulamadik galiba. ciktik.

ucagi kacirmamisim

15 Temmuz 2011

kosuyorum. surekli kosuyorum. hava yagmurlu, eve vardim sonunda. ufak bir cantaya aceleyle ne koydugumu bilmeden bir seyler doldurdum. sevgilim yanimdaydi. duzgun vedalasamadik bile, ciktim hemen. yetisemiyorum allahim. hem nasil da yorgunum. sonunda havaalanina vardim, onbes dakika kadar gec bile kaldim. ucak kalkmadiysa mucize olur inan. alan biraz garipti. kapidan sonra bir koridor ve sonra direkt ucaklarin onundesin. sira siralar. yuruyorsun hangisi seninkiyse. hava karanlik. sirilsiklam ve cok yorgunum. nerede nerede ki hangisi benim ucak. sag tarafta basket sahasinda mac yapan cocuklar vardi. o civardaki gorevli bir adam yardimci oluyor bana, eliyle uzakta bir tanesini gostererek iste aradiginiz su diyor. e. bu degil kalkmak, resmen terkedilmis gibi. ne etrafinda kimse, ne icinde bir isik. adam bana donup, pazartesi gunu yalniz sizin ucusunuz demez mi. yarim saat kadar gec ama aslinda iki gun erken gelmisim. ruh hastasiyim. o arada yanimdan barbaros amca gecti. kocaman sarildik. opustuk. ayrildik. barbaros amca oldugundan biraz daha kisa boylu ve eskisi gibi kiloluydu. ama cok guzel kokuyordu.

evi tutamadim sonucta

14 Temmuz 2011

tasinmayi dusundugum ev, ana caddenin birkac sokak arkasinda. etraf pek tekin degil ama ev sahane. mustakil bir kere. iki bucuk katli, disi sari boyali, arkasinda agaclar var kocaman. emlakci gezdiriyor evi, ayrica cok yakinda oturuyormus kendisi de, bir yandan da mahalleyi ovuyor bana. pek gozuktugu gibi degildir filan dedi. sokagin tam kosesinde ev, karsisinda bakkal cakkal var. uc odasi vardi. mutfak alt katta, merdiven de dolanarak cikiyor yukariya dogru. yerleri guzel, tam benim sevdigim gibi. odalarin buyuklukleri tamam da, acayiplerdi seklen. sarmal olusturuyordu bir tanesi, birininse hic sert koseli duvari yoktu, hep yuvarlak. eski kiracidan kalma kirik dokuk birkac esya var, ama alacaklarmis onlari. bir de temizlik ve boya lazim tabii, diye dusunuyorum. sonraki gunlerden birinde babam ve aydin gelmislerdi evi gezmeye. bizimle beraber bir cift de geziyordu, onlarin tutmasindan endiseliyim aslinda. sonra mahalleyi de gezelim dedik soyle iyice bir, hava kararirken ciktik disari. gercekten cok kotu yerlermis buralar lan dedik bir agizdan, ev muhtesem de olsa yok yani oturulmaz burada. sokaklardan gecip, eski kirik dokuk kapilara bakiyoruz. tas yollar, dokulmus evler, yarim insaatlar. yanlis bir yerden gecip, cikisi olmayan bir hamama girdik. kapisindan gorup iceriyi, bir de pisti ki her yer; hemen aksi yone gidiyoruz topluca. sonra hava karardi iyice, o arada da bildigimiz yerlere cikabildik sonunda. insan bildigi yerleri gorunce, cok rahatliyor canim. ruyada bile.

(taslak kalmislar)

13 Temmuz 2011

03.05. sali aksami. ebru. vatansever. ev. merhaba biz icerdeyiz, o halde sen tuvalette rahat et. topluca bir seyler yapiyoruz.  kolyeler. nedir, ortak olucaz peki. once salona tasindim ben isler icin. kimse salonu kullanmiyordu zaten. ilginc. sonra ic odaya gittim. isleri gosteriyorum herkese. uc ayri konsept. ben en cok tetrisi sevdim ama. sevmisim.

02.05. pazartesi aksami. toplantidan cikiyoruz. yarim acik okul koridoru. hahaha hihihi. merhaba almanca hocam, ozgun vesaire. sonra gizem yanima geciyor, ben asagi bakarken, merve fotografini cekecek. ne oluyor ki ayni karede mi cikacagiz simdi. asagi baktim. ucuncu ya da dorduncu kattayiz belki. tiyatro gibi. aksam, los, asagida isiklar. ceylani gordum bir asagi katta. ceylan kin. sirtini donup egiliyor. gitti, sonra geri geldi. derken birakti kendini. a. dustu. a. sonra kargasa. bir tek ben gordum resmen. duserken. sonraki ruyamdaysa erotik mc donalds vardi. sokak sokak gezdik, sonra vardik. hooters gibiydi biraz da. ama tamamen karanlikti, ve etrafta onlarca dev ekran vardi. sahibi arkadasimizmis. ilgincti.

cok kizginim

12 Temmuz 2011

ecelerin yeri, dondurmaciymis. karsidan geliyorum, trafikten bogulmusum ve hala yetismem gereken bir yerler/birileri var. dondurmacidaki servis cok kotuydu. ustune tirnagim kirildi. cikmaya karar verdim simdi. anahtarimi getirdiler. dondurmaci, ama vale servisi var; peki. neyse cikiyorum, yine ve yeniden sinirleniyorum. adamlara bagirdim. bu araba benim degil yahu, benimle dalga mi geciyorsunuz. yagmur da var, bekledim, bekledim. ne ilgisizsiniz aaay. yeniden bagirdim cagirdim, eceyi de bulup bagirdim cagirdim sonra tezgah ardinda; ciktim disari. eve mi gitmeliyim ki, nereye yetisecektim. sevgilime mi gitmeliyim. beni bekleyen kim. emin degilim hicbir seyden ve cok kizginim.

geri getirin arabami, pis hirsizlar

11 Temmuz 2011

cinarcik sahilindeyim, ama bostanlidaymisim. iki araba arasindaki minik bosluga girip, karsiya gectim. finansbanka gidiyorum. bes on dakika surdu surmedi isim. ulan dondum, araba biraktigim yerde yok. a bos. a nasil yok yahu nasil yok. yuruyorum, salak olmusum. sevgilimi aramaya calistim, numarayi yanlis cevirip duruyorum. etrafa baktim. birilerine sordum, bilemediler. polisi aramayi akil ettim sonra, az zaman da gecti aradan belki hemen gelirlerse bulurlar. ya da plakayi veririm. 112yi cevirdim, evet 112, ama polismis iste. karsimdaki adam gerizekali cikti gel gor ki. beni duyamiyor ve surekli salak salak seyler soyluyor, aciklama yapmama ragmen ayni seyleri sorup sorup duruyor. anlatamadim derdimi. sonra durdu durdu, mikrofon bozuk ve kulakliktan da duyamiyorum zaten dedi. sonucsuz, kapattik. derken on tarafi tamamen seffaf brandayla kapli bir dukkanin onunde durdum, iceri girdim. araba parcasi satiyorlar. etrafta lastikler, jantlar ve paspaslar vardi. onlara soruyorum. bana cay ismarladilar, ama inanilmaz ilgisizler. resmen bunlarin tanidiklari caldi arabami lan, kesin. ben burda oturup dururken parcaliycaklar arabamiii. aaay.

(tamamla bu ozetleri)

10 Temmuz 2011

pazar 10.07. savas ucagi ucurmak. tek katli ev. ben kotu ogrenciyim. havalarda kosusturmaca. karanlik.

cumartesi 09.07. yurumek. yasli amca evi. bakan yok. atakentimsi. pis ve karanlik ve yalniz. daginik. amca hasta. dayiyi gordum. yagmurlu cinarcik.

cuma 08.07. terkedilmis barin yan bari. mehmet. orman ici garip yerlesim. merhaba. hadi dolanalim. hem seni ozlemisim sipa. alice harikalar diyarindamsi.

canli-ozet mezuniyet toreni

05 Temmuz 2011

aslinda mezun olucaktim bugun, ama okudugumu bile unutmusum. hatirladigim hicbir sey yok. tesadufen buradayim, ve zaten ozet izliyorum. canli ozet, ilginc. konuklar var. sinif sinif dolasip, cikmaya calisiyorum sonra da. yolumu bulamiyorum. onuru gordum bir kosede. onur gumrukcu. yaninda kiz arkadasi var, toreni izliyorlar. hocayla karsilastim sonra, bana sinirlenmisti. sevmiyor beni zaten, anladim. 56 yerine 50 verip beni birakmis. deli midir nedir. almisim iste ulan 56, ne istiyorsun benden kadin. elimde telefon ve fotograf makinesi var, bir yerlere birakmaya calisiyorum. toreni de duzgun takip edemedim zaten, surekli insanlar konusup kep atip duruyorlar. muzik, sesler, gulusmeler, kalabalik. hay sikiym, kaciriyorum, ne yapacagim simdi. zaten ozet, yeniden de asla yakalayamam. a cubbe. ben de mi giyecegim ki, vu hu.

urla rezidansindan kacis plani

04 Temmuz 2011

dayinin urladaki eviymis burasi. kimsenin de haberi yok evde oldugumuzdan. once yalnizim zannediyorum, halbuki bin kisiymisiz, sonra farkettim. bir kiz surekli yerlere cis yapiyordu, cekiyoruz yapiyor cekiyoruz yapiyor. bir digeri yuzunden bazi koseler kan revan icinde. temizleyemiyoruz da. nasil sinir icindeyim. disari atip kendimizi, doner merdivenlerinden cikiyoruz apartmanin. oyle genis, kocaman otel sanirsin. rezidans belki. kimse yok, her yer bombos. oradaki tek daire biziz. evdeyken, camdan disari baktigimda, yuksek bir katta oldugumuzu gormustum. uzakta deniz vardi. okyanus gibiydi, neden boyle bir hisse kapildigimi bilmiyorum. cok karanlik ve dalgaliydi. biri gelecek, biri gelecek. temizlik yapmamiz gerekiyor, esyalari toparlayalim. burada oldugumuzu kim duydu ki. allahim. dedemin filmlerinden bir surusunu buldum yuksek bir dolapta, kapaklarin ardinda. a bu da dedemin tripodu. alayim ben bunlari yanima. hadi temizligi bitirip cikalim artik. melis var, arkadaslari var, benim arkadaslarim var, aileler de buradaymis. annemler, teyzemler. e peki biz kimden kaciyoruz ki. kesin diger taraf. zeynepler falan. hof, biktik sizden. icimde de bir sikinti var. cabuk olalim hadi.