Uyudum | Rüya Günlüğüm

‘uyudum’

14 ekim gecesi.

15 Ekim 2018

agacli bir caddeye cikan ferah bir sokakta, sol koldan yuruyorum, bir tanidigin evine dogru yanilmiyorsam; sabah erken bir saat, hafif serin. yolda grimsi mavimsi kopuk parmaklar gordum, birkac tane. saka filan zannettim, yurudum, baska birkac tane daha var. allahallah. yuruyorum, henuz varamadim, karsi tarafta birkac dukkanin oldugu, oldukca buyuklerinden birinin de kuafor oldugu bir is blogu var sanki, normal bir apartmanin birinci ve giris katlari boyle; topluca. orda hafif kot 1 gibi olan bolgede, boyle boylu boyunca uzanmis iki tane ceset var tovbe. insan gibi tam degiller, yesilimsiler, ama insanlar. gocmen ya da kacak vesaire olduklarina dair bir imge olustu kafamda, ayrica bu olay neden kimseye garip gelmiyor ve neden etrafta hic kimse yok. anlayamiyorum, polisi ariyorum, beklemeye basliyorum. ceset bolgesinde beklemeyle karisik kucuk kucuk yukari asagi yuruyorum. kuaforler geldi, calisanlar, insanlar, kalabaliklastik. hala polis yok. sonra bir araba yanasti, vu cok luks diye dusundugumu, sonra markasini hatirlamaya calistigimi ve infinityde karar kildigimi net hatirliyorum. (infiniti diye bir araba markasi oldugunu uyanip google yardimiyla ogrendim yalniz, evet.) icinden bir adam indi ve polisi kimin aradigini sordu, cesetleri aldi, baska adamlar da geliverdiler, bir karisiklik, bir seyler. endiselendim, ama agacli caddeden iceri giren polis arabasini gorunce hafifledim. koseye dogru kalan kafemsi kahvehanemsi yere gecip oturdum, polis yanima geldi, anlattim anlattim. suphem tabii ki infinityden yana. sonuc ne oldu ama, bilmiyorum.

13 ekim gecesi.

15 Ekim 2018

damlardan atlayip, terk edilmis apartmanlarda kosup, dag koselerinde dusmekle cebellesiyorum; sonunda cift tarafi huzurlu deniz olan uzun bir beyaz toprak patikamsi yolda ufak motorsikletimle duruyorum. gidon civarinda buyukce bir sogutma kutusu vari bir sey var, piknik cantasi gibi sert. icinde, suyun icinde sevgilim var, kendisi baligimsi bir sey. onu biraz birakip bir seyler yapmaya gitmem gerekiyor, ama ustunde kamera var sanirim, kendi gozumden her nasilsa onun gorduklerini goruyorum. birkac kisi gelip sevdi, birisi konustu, bir seyler. arkamdan takip eden kotu adamlar falan var herhalde ki, endiselendim deli gibi, ustu neden acik ki sevgilimin, ya bu iletisim kuranlardan biri kapip denize falan atarsa, ya ciiilk diye sikip oldururse falan. ay cok kotuydu, hemen geri dondum.

olmayan siteye ruya yazimi ✌

08 Mayıs 2018

gece oralardan buralara gidisim, en son hic gitmedigim gormedigim tanimadigim dovmeciyle beraber, her nasilsa denizin uzerine kurulmus tren yolundan, kafamizi camlardan cikararak ve su damlalarinin devamli sicramasiyla, boyle bir takim estetik goruntulerle, hafif heyelan, toprak kokusu, bolca su ve raylar gozukuyor mu ki yahu dur dur dur konusmalari ve korkuyla peronda oturmamizla sonlandigi icin; bari yazayim dedim. sonra baktim site yok. meger saklanmis. aplikasyondan yayimlaya basinca ne olacak merak ediyorum, yarim yamalak ruya anlatimim bu yuzden. sevgiler.

“ruyani tumblrdan kopyala ve tarihini ayarla gamze”

02 Aralık 2017

dun gece ruyamda ananemi ve dedemi gordum. basini tam hatirlamadigim ruyamda, atalaylayim. bir yerden ciktik, yemekteydik ve kalabalikti sanki, sonra cinarciga gidiverdik. bir sey soylemeden evin onunde duruyorum. ananem eskisi gibi balkonun yokusa bakan kismindan disariyi izliyor, demire dayanmis, demirler kirmizi. atalay hayirdir neden durduk gibi bana donmusken, o benim anneannem diyorum. dusunceleri pek yerinde degil gibi. bana bakti, sonra tanidi. gamze dedi, elimi yukari uzattim, o kadar uzaklik sanki kisacik bir mesafe oldu, elimi tutup, sikti, gozleri parladi, o anda dusunceleri yerinde, mutlu ve heyecanliydi. gulumsedik. demir kapiyi acip bir adim attim. merdivenlere gidip kisa sure bile olsa yukari cikayim, ben de balkondan bakayim. bahcenin ucunda, merdivenlerin basinda, dedemi gordum sonra. yaninda olay vardi, koluna girmis. dedemin saclari cok uzundu. dedemin saclari hic o kadar uzun olmadi. zayif ama dinc gozukuyordu. kat kat giyinmemisti, dedem genelde hep kat kat giyinirdi. yaklasip, kocaman sarildim. uzun sure birakmadigimi iyi hatirliyorum, sirtina dokundum, beni kocaman sardi. dedem omzumuza bir dokunsa, masaj yapsa ya da siksa, acisindan birak birak derdik hemen, ben bir daha hic o kadar az eforla o kadar guclu baski yapabilen el gormedim. bir sey konustuk mu emin degilim, ama his cok guzel aklimda. sonra uyandim. telefon caldi, ya da saat. sarilirken uyanmadigim icin cok mutlu oldugumu hatirliyorum, ama ruyami unutmamak icin gozumu acmadim. kisa sure bilincim acildi sadece, saat sekiz gibiydi. sonra yine dalmisim. cok guzel ruyaydi. cok mesudum.

bereketli gece

15 Ekim 2015

cok fazla ruya gordum. sanirim dort tane. sondan basliyorum.

kosarak yetistigim vapurun, kadikoye gidip gitmediginden emin degilim. disarda, elinde kitap olan bir kadinin yanina oturuyorum. geminin arkasinda kucucuk bir boslukta, oldukca ayakaltindayiz. insanlar biletci gibi birine para odemeye basladiklarinda, diger yandaki adam bana egilip “tek olunca soyle cift olunca boyleymis, aslinda tek diyince fazla odeniyormus, sunu sunu yapmak lazim” diye buraya ozel bilet alma esprisini anlatiyor. kafami sallayip, henuz kalkmamis gemiden asagi egilip oradaki adama, “bu kadikoy mu kadikoy mu bu” diye sormaya calisiyorum. adam bana cevap vermedi, ve onde bekleyen geminin benimki oldugundan emin oldum. derken kalktik, nereye gittigimi bilmiyorum. yanimdaki kitap okuyan kadin, benim arabam var yakinlardaysaniz sizi birakabilirim diye teklifte bulunuyor, “nerede oturuyorsunuz”. caddebostan dedim, kadin tepki vermedi. hm dedi. uskudar mi ki bu nedir dedim, kirik bir turkceyle uskudar dedi. daha cok uzgudarh dedi. kadinin yabanci olduguna karar verdim ve bana uzattigi kitaba goz gezdirmeye basladim. kunyede yabanci isimler vardi, kafami sola cevirdim, kadinin kafasini gomdugu kitabin kapaginda kendi resmi varmis zaten. almana benzer sarisin. turkle mi evlenmis – insan neden seyahatte kendi kitabini okur – simdi bu beni eve birakacak mi – neyse olmadi dolmus vardir uskudardan gibi dusunceler arasinda; uyandim.

eve geldikten sonra, dedem uykuya gidiyor. biz yeniden cikmaya karar veriyoruz. elimizde fosforlu bir takim pankart kart gibi seyler var, kocamanlar ve yanilmiyorsam cadilar bayrami temalilar. garip, evet. neyse son anda babam da bize katiliyor, arabalara dolustuk, etraf karanlik. gitmeye calistigimiz yer neresi emin degilim, ama cinarciktayiz. gerci yollar cok genis, yokuslar var; belki de yalovadayiz. tanimadigim yerler, sokaklardi. her nedense varmaya calistigimiz yere varamadik, arada bazi detaylar bende kayip. kendi arabamin icinde ve ben kullanirken, nedense sag koltukta oldugum o enfes netlikte hatirladigim anda, yanimda melis var. bir bozukluk oluyor ve ben arabanin kontrolunu kaybediyorum. geriye dogru ve yokus asagi gitmeye basliyoruz, fren filan da tutmuyor ne yapacagimi sasirdim. hizli olmamiz da cabasi. geri geri gitmeye hic aliskin degilim, elimi de yana hic atmam. aynadan yolumu tayin etmeye calisirken, beyaz bembeyaz bir kedi yolun ortasindaydi. zar zor gectim sandim, bir derin miyavlama geldi, kedi yolun sagina kacti, ben bir sekilde arabayi durdurup kostum. her nedense o saatte acik ve ici kalabalik, hafif dost kahvemsi bir veterinere girdik. kedi masalarin altinda benden kaciyor, ben sahibi kim diye bakiniyorum; ancak kafamda “kizim bu kizim – evden mi kacmis – ne ara oldu – ne yapmam lazim – tutup eve gotureyim” var. kizi tuttuk sonunda, sag arka ayagi bir garip ama kendisi iyi. oradakilerden bir kadin bunun kendi kedisi oldugunu ama neyse ki kazayi ucuz atlattigimizi endiselenmememi ve beni affettigi filan soyledi. yuzune filan baktim ama kedinin kizim olduguna karar verdim. kediyi alip, ciktik.

sonra ben eve geldim. emin degilim, bu baska bir ruya da olabilir cunku sanki teki kayip, hatirlamiyorum. odama giriyorum ama nedense ortada bir otel odasi havasi var. televizyonu acik birakmisim, isiklari kapali. neyse kapiyi kitledim, yorgunum, televizyonun tam karsisina yatagin ayak ucuna, yere oturdum. televizyonda bir sevisme sahnesi var. karakterler kerem bursin ve zeynep. cok yakin plandi, sadece yuzleri gozukuyordu. kerem avurtlarini icine icine cekmis, boyle yanaklari icerlek; zeynep de dudaklarini buzusturmus ve kirmizimsi visnemsi bir ruj var sanki dudaklarinda. hic sasirmadim, artik dizi mi gizli seks kasedi mi anlamadim. ama izledim, sonra yattim.

gunler once

21 Eylül 2015

ruyamda gizemi gordum. cizer. detaylar da cok silik, ama ilovegizem. canim.

canla selin

25 Nisan 2015

yesil kartla cok yakinda amerikaya tasinacak tanidiklarim var. ruyamda onlari gordum. ben annem babam ve teyzemler, her nedense havaalaninda beklesiyoruz. ki alisilmadik, fazla luks ve fazla bos; garip bir havaalaniydi. tesadufen canlari goruyorum. tam da o gun ucacaklarmis. fakat kedilerinden birini evde unutmuslar. tek bir kucuk tasima kutusunda tek bir tekir oradan bana bakiyordu. sarisin bir sey. yahu diyorum, can, kedi nasil unutulur. annelerinde mi ne kaliyorlarmis tam tasinmaya birkac kala diye, esyalarini da onlar hazirlamis. o arada kediyi atlamislar. yahu. olacak is degil. sonra hep beraber bekleme odamizdan cikip, ucak kapilarimiza yoneldik. ama guzel sohbetti. ustelik selin beni biraz da olsa seviyordu galiba. ruyalar bunlar icin.

(binsenesonra, dun gece)

20 Şubat 2015

efesteki evime geri tasiniyorum ancak tasindiktan sonra algiliyorum ve orada olmak istemiyorum. ayrica cok kucuk, ayrica eski evim guzel ve aydinlikti, kim ikna etti beni bu ise, kim duzenledi her seyimi, hayir hayir ben yeniden tasinmak istiyorum. allahim insallah kimse evimi tutmamistir.

urladaki ada uzerindeki hastaneye benzeyen bir gidis yolundan vardigimiz yer, bir site. eski ama kaliteli bir yer. ya da onceden oyleymis ve havasi kalmis. bir terk edilmislik, curumusluk durumu da hissediliyor zira. icinde avam turk dizilerindeki karakterler gibi topluca oturdugumuz salon, belki ucyuz metrekare. on cephe full cam, yesillige bakiyor. zemin kattayiz, ev gibi bir hissiyat var ama apartman aslinda. garip karmasik durumlar.

cok karanlik

22 Şubat 2014

onlarca ruya gordum yine dun gece. hikayeler, hikayeler. en korkuncunda ise dislerim dokuluyordu. pat diye elimde kaldi bir tanesi, parcalanarak – hatta distan ice dogru soyularak dustu boyle. babami ariyorum, anneme mi sorsam, onlar bilir, allahim ne yapacagim seklinde; bitmeyen bir dehset ve korku icindeyim. karanlikti, bir yerlerden iniyor cikiyorum. ariyor bulamiyorum. derken aradaki bosluktan faydalanarak – ust dislerimin on taraftaki buyuk bir kismi ucer beser ama birbirine bagli haldeyken hala, avucuma dustu. o kadar urperdim ki herhalde, kendi kendimi uyandirdim. resmen yataktan firladim. rezaletti.

ortak

11 Kasım 2013

bar sahibiyim, yanilmiyorsam ortagim gizem. en onemli nokta, bar binasi. mustakil, dort veya bes katli. biz zemini kullaniyoruz, ancak ustumuz acik. ust katlarin ortalari yok yani, bosluk. ve metrelerce yuksek bir tavan demek bu bizim icin. koseler var, kenarlarda kattan kata cikan kirik dokuk merdivenler, gorunur gorunmez bir takim eskiden kalmis esyalar. sahane atmosferimiz vardi, dogruya dogru.

iki gecelik, iki kisa

21 Ekim 2013

cuma gecesi: ozguru gordum, ozgur uzuner. karanlik ama genisce bir cati kati, orada birakilmis bir takim yavru hayvanlar, gecmeyen zaman ve karisik bir hikaye vardi ortada. detaylar silinmis.

cumartesi gecesi: bir evlilik olacakti. damat naif, biraz hastalikli, ailesinin uzerine titredigi, anlasilmaz, suskun bir cocuk. ve hazirliklarin gun ve gecesi boyunca durmaksizin uyukluyor, yataktan zaten kalkmiyor ama arada sirada gozlerini acip olaya dahil oluyormus gibi bakinip sorular filan soruyor. havalarda ucup bulutlarda yuruyor durumu asla gecmedi. ilginc bir insandi. yuksek bir kattan, asagimizdaki kumsal ve denize bakiyoruz topluca. denize varmadan olusmus ufak goller var. bazilarinin sularini mora boyatmis damadin ailesi. icinde oldugumuz ve neredeyse tamamen cam ve tamamen mor renkte olan odadan da anlasilacagi uzere; damadimizin favori rengi ucuk mor. ailenin cok zengin oldugu hissediliyor. ben de arkadas miyim, kardes miyim, gorevim nedir bilmiyorum; ancak surekli damat yataginin bas ucunda oturuyorum. sonra gelin mi gelmedi, baska bir sey mi ters gitti bilmiyorum ama, gunes indi, biz bekledik. zaman gecti. boyle.

parca

20 Ekim 2013

iki ayri acik kapidan, ayni manzaranin ikiye bolunmus – ayni anda ama ters yonde gerceklesen – halini izliyorum. bakici kadin amcayi giydiriyor sanirim, emin degilim, sol kapidan omuz arkasindan kesik olan popolu ve arkadaki bos odali goruntuyu alirken; sag kapidan omuz onu ve bakicinin hareketleri goruntusunu aliyorum. isin mantiksiz yonu, kapilar yanyana ve goruntuler birbirini takip etmiyor. yani ortada duvar var. uzerine bir de, olayin aslinda hangi tarafta gerceklesiyor oldugunu anlamiyorum. sonra tuvalete girdik, orasi tuvaletmis meger. o kadar genis ki, toplam uc tane tuvalet var icinde. ikisi koselerde, biri sag duvarin ortasinda. ben lavabo tarafinda duruyorum. karsimda kapilar var, az evvel disindan baktigim. kafam karisik. konuyla ilgili biraz konustuk, optik yanilsamamsi anlar yasadik. mesela ev sahibi ve amcanin torunu olan arkadasim, sol eliyle omzunun uzerinden arkaya dogru bir minik esya atti ve yan goruntude sag taraftan tuttu. filan.

beynim agriyarak uyandim.

albumler

19 Ekim 2013

yasinay ve merve/zeynep ile oturdugumuz minik cafenin minik masasinda, her nereden ciktiysa; albumlere bakiyoruz. solumuzda manevra yapmaya calisan tir, masanin dibine kadar gelip, bardaklarimizi salliyor. ileri geri, ileri geri. onunla fazla ilgilenmeden, albumlere geri donuyorum. yasinay bunlari yaninda getirmis herhalde, ama ne kadar da guzel fotograflar var icinde. okul seneleri, geziler, sonralar. seffaf kagidin arkasindaki beyaz hafif-yapiskan fonda, rengarenk kareler. sen, dedim, dijital cektiklerini de mi bastiriyorsun allahaskina – cunku hatirliyorum ben bunlarin bazilarini filmli makine degildi o zaman sendeki. yasinay onayladi, ben karelerdeki anilara gulumsemeyi surdurdum, merve mi zeynep mi oldugunu hatirlayamadigim diger arkadasimiz ise kahvesinden bir yudum aldi. cok hos ruyaydi.

karamelli sempanze

18 Ekim 2013

basini tam hatirlamadigim karisik, kalabalik ve karanlik ruyamda, sonlara dogru: ayagimda cok yuksek topuklar, yanimda merveyle arabaya dogru kosuyoruz. ters bir yerde kalmis benimki, ama yetismeliyiz cunku grubumuzun yarisi da kendi arabalarina kosusuyor ayni anda. neyse bindik. hava kararmak uzere, yerler camur. nasil oldugunu hic anlamadan, elinde karamel rengi tuylu kocaman bir yilbasi sapkasi tasiyan sempanze merveye yaklasiyor. camdan hop uzerimize atip sapkayi, uzaklasiyor. gec de kaldik, deli bir manevrayla arabayi geri aliyorum, hizliyim ve arkami da gormuyorum. durdugumda, dogrusu; bir yere carpmadigima sasiriyorum. gidiyoruz.

uykulu uykusuz

14 Ekim 2013

uykudan uyanip, tuvalete gidiyorum. gece, sevgilim hala ayakta. sol tarafta ve galiba bilgisayar basinda. ben de tam ayilamamisim. uc adim attim atmadim, karsimdaki kapidan bir kismi gozuken koridordan bir kadin gecti. kadini tanimiyorum. sarisin, kut kisa sacli, yari ciplak, biraz daginik. kapiya dogru ilerledim, sagdaki mutfaga girmis kadin. yanina gittim, sevgilim arkamdan gelip onume dogru gecti. agzimdan tek kelime cikmadigini iyi hatirliyorum. sevgilime tokat attim. durdum, yine attim. uc veya dort kere ustuste. sonra nereden bulduysam kadinin kucuk siyah ve cirkin askili cantasindan birkac yuzluk banknot cikariyorum, ortadan cart diye ikiye ayirip parcalari kadinin suratina firlatiyorum. ikisini de yaka paca sokak kapisindan ittim, merdivenlere dogru yalpaladilar. kapiyi ustlerine carptim, uyandigim odadaki pencereden asagi elimdeki siyah cantayi ve sevgilimin sirt cantasini firlattim. saskinlikla ancak asla bir kargasa yasamadan, hatta ferahlamis yuz ifadeleriyle apartman kapisindan ciktiklarini goruyorum. o anda sevgilimin yuzu buragin yuzune donusuyor, yadirgamiyorum. cami kapadim, arka odaya yuruyorum. arka oda, misafir odasi. odadaki her sey uyumadan once biraktigimi hatirladigim gibi, sadece biraz daha daginik duruyor. ozensizce toplanip eski haline getirilmeye calisilmis gibi. yorgani acip, cirkin mavi renkteki carsafta bir takim kirisikliklar ve kan lekelerine rastliyorum. insaf cektim, ellerimi uzerime surup surup temizlemeye calisarak, odadan ciktim. mutfaktayim, camdan gordugum kisi ne kadar da evrene benziyor. kucaginda siyah sacli kucuk bir cocuk var. gozlerimi kisip dikkatli baktim. hakikaten o, evren. biraz yaslanmis, kilo vermis, saclari guzel gozukuyor. “askla baglantili ufak buyuk her sarsintimda karsima hop diye zamansiz nedensiz cikan eski asklar bir klasik, nedense” diye dusunup, mudahale etmeden bakmaya devam ediyorum. taksiye bindiler. seffaf midir nedir taksi, oyle net izliyorum. kucaginda cocuk var, yanina da orta boylu siyah sacli kucuk yuzlu bir kizcagiz oturdu. karisi herhalde dedim icimden. “olsun ama hos kizmis” dedim sonra da. derken; hop, uyaniyorum. basimda bir agriyla, ve oldukca sinirli sekilde.

kaza

19 Ekim 2012

nasil bir araba kazasi idi ki o, evin icine kadar girdik, emin degilim. ondeki araba ve yan seritteki araba yuzunden oldu, bacaklarima kadar iceri girdi bizimkinin onu. sonra da nedense icine girdigimiz evde agirlandik. ne kadar sinirliyim, tahmin edemezsin, bir de fotograf cekemiyorum cunku herkes oralarda ortalarda. ciyak ciyak bagirmama ramak vardi, ciktik gittik sonra.

rengarenk oje baloncugu

28 Eylül 2012

metrodayiz, kalabalik. disko topundan her tarafa yayilmis parlak yansimalardan baska hicbir sey gozukmuyor neredeyse. beyazlar ve isiklar icinde, sarhos gibiyiz hepimiz. sanki biraz da ruyada gibi, delicesine yuksek muzik de esliginde; bir kadin bir adama donup bir soru soruyor ve yuzler bile flu, gider gelir akar sekilde gozukuyor. kadinin cevabi, iki durak. halbuki adamin sorusu kac yasindasin gibi bir seydi. sonra indik, yine topluca. yakin planda cok guzel ayaklar siralanmislar ve bir el onlara oje suruyor. ojelenen tirnagin uzerinde kocaman bir sabun baloncugu olusuyor ve orada kaliyor, patlamadan. baloncuktan da yansiyan isiklar var, mor beyaz sari hareler seklinde. derken kocaman bir mor oje girdi goruntuye, ve uzerinde reklamin markasi beliriverdi. bride, sxg. meger oje reklaminin icinde yasiyormusuz da haberimiz yokmus.

evren

03 Eylül 2012

evren. o kadar uzun zamandir gormemisim ki, garipsedim. tesadufen karsi apartmandayim, kimin evi bilmiyorum. minik bir kare cekiyorlar, sonra uzandigi yerden kalkiyor. camdan farkettim, izliyorum. perde yok, hatta tum cephe cam. o beni gorsun istemedim. ne konusacagiz ki sonucta diyorum. yine de kapi calip da babasiyla oracikta durdugunu gordugumde sasirmiyorum, bekliyormusum. ama o saskin. konusmuyor, sariliyoruz. yaslanmis, saclarinda beyazlari var, sismanlamisim, saclarimda beyazlar var. hissettigimse sadece eski bir dost sicakligiydi, cok guzeldi. uyandim.

dugun dernek

14 Temmuz 2012

arkadaslarimlayim. cikacagiz ve bir yerlere yetismemiz gerekiyor ki; kargo adami gibi biri, elime bir paket tutusturuyor. icinden ne cikti, nasil oldu da ben bilmedigim bir numarayi aradim, o konustugum adam ne ara gelinin babasi cikti, ve kendi gozlerimle o anda icinde ilerliyor olduklari kalabalik luks arabanin her detayini nasil gordum; bilmiyorum ama, sonuc olarak evren evleniyordu. hatta evlenmisti, bana da haberi oldukca gec mi gelmisti. neydi. sonra kapisinda kalabalik icinde durdugumuz etkinlige ben hangi halde gitmistim, neden giyinmemistim. ve bana kiyafetlerini veren sahane arkadasim kimdi, oralar biraz karanlik. pembe kisa bir gomlek ve gogus altima kadar cikan upuzun sutlu kahve etek cok guzeldi ama, ayagimda uygun topuklu yoktu. galiba. karisik, kotu bir ruyaydi. ruyamsiydi. uyandim.

aman aman

12 Temmuz 2012

sevgilimin kacirildigini gordum. karanlik ve urkutucuydu.

sene gecmis.

25 Haziran 2012

gecen sene, agustosun 28inde; ruya gormusum. nedense annemin telefonuna not almisim. simdi buldum. once onun ruyasi zannettim, sonra okudum. hatirladim. ustelik buraya da yazmamisim, sasirdim. detayina girmeden, asagiya ilistiriyorum.

“buyuk teyze esyalar. birak onlar bizim. sokagin karsisindaki eve tesadufen gittim. annemle babamin nikahi var, ama cantam yokmus. o ev de depo gibi. her sey. adama bizim olan esyalari ayirttirdim, cikarttirdim. teyze bazilarinin da atilmasini istemis. onlari da kenara ayirdim. cok sinirliyim. babam annem filan da geldi. amcamin daktilosu burada. dagilmis kanepe. eski bavullar. – pazar aksami, 28 agustos 2011.”

anne-anne

09 Mayıs 2012

anneannemi gordum. maalesef ki detay hatirlamiyorum. ancak uykumdan uyanip, zipladim. kendimi uyandirmis da olabilirim. haliyle herhalde hos bir ruya degildi.

sirlar

22 Kasım 2011

kaldirimin ortasindaki adam boyu belediye kapilarindan birinin onundeyiz. elektrik kutusu, efendim dogalgaz kutusu vari bir sey, iste, dokunmayiniz girmeyiniz gidiniz gidiniz seklinde ibareleri olan uzerinde, ve kuru kafa vesaire isaretleri. kutunun uzerine birakilmis bir anahtar gorup, minik kagidi okuyoruz. “iceri baktim ve gorebilecegim en korkunc seydi.” tam hatirlamiyorum cumleyi, ama icinden bir seyler havalanir ya, oyleydi hissi, urkutucuydu. ben cekildim, boyle seyleri sevmem, uzaklastim, bir agacin arkasindayim. arkadasim kapiyi acti. ufak bir ciglik atip cekildi ve kacti. sokak ortasinda eli agzinda put gibi durup, hic bir sey soylemiyor. zaten kapiyi da kapatmamis, birbirine vurup disa dogru yeniden acildi kapilar. agacin arkasindan, tek goz izliyorum olanlari. yavasca gorusumden cikan metal kapinin ardinda, bir isik vardi. bir koridor. bir tunel. gitgide buyuyen kocaman bir yol. bir yasam. her yer metal, bir siginak. baskalariyla baglantili oldugu da asikar. urperdim, anladigim sey kandiriliyor oldugumuzdu. bir de hic bir sey bildigimiz gibi degil hissi. anahtari yeniden kutunun uzerine koyup, kapidan okula geri girdik. daha sonra gelen ve iceri bakip, saskinliktan put gibi orada kaliveren iki genc uzun boylu adamsa, o anda oradan gecmekte olan iki polis tarafindan yakalandilar. camdan izledik. ve ruyamda galiba simdi yasiyor oldugumuz yerde degildik.

mutlu son

21 Kasım 2011

dedemin saatini bulmak icin dolaplari yerle bir ediyorum. olayin satmis oldugundan kuskuluyum, ve nasil kizgin. o arada baska bir suru eski alet edavat buldum, ama onlari almiyorum. saate sonunda ulastigimda, uzun zaman gecmisti ve yorgundum. ustelik kayislari da yerindeydi, annemin soyledigi gibi kesilmis degillerdi. koluma taktim.

tumblrdan kopya

12 Kasım 2011

yesim apartmanina giriyoruz, galiba annem ve babam var yanimda. apartman kapisindan girer girmez bir koku carpiyor burnuma. anlatilmaz sekilde yogun, olu kokusu, olum kokusu. solda, evinden cikmis, ama kapisini acik birakmis; duvara dayali bankta oturan, basi arkaya yasli ve agzi hafif acik bir kadin var. ismini bilmiyor veya hatirlamiyorum o anda ama olmus olanin o oldugundan endiseleniyorum. gozlerini hafifce oynatip beni yanlis cikartiyor, ancak sorun baki ve kadinin belli belirsiz ust kata bakmasi bizi yukari yonlendiriyor. birinci katta bizim dairemiz var aslinda. ama onun da kapisi acik, ve icerde nedense cok az esya var. baska bir ev gibi. bu defa duvara dayali olan, uzun ince bir kanepe. kanepede uzanmis, basi bizim tarafimizda kalan bir adam. yasli bir adam. yuzunu goremedim, olmus mu canli mi bilmiyorum. ancak hareket etmedi. daireden aceleyle ciktim. icimdeki his, o adamin asagidaki kadinin kocasi oldugu ve onun da kadin gibi katatonik sekilde kalmasinin bizim o anda orada goremedigimiz bir sebebinin varligi. salonun ortasinda olduruverilen daha genc bir adamin silueti gelip gecti hizlica gozlerimin onunden, nefes alamiyor ve hizlica merdivenlerden inmeye calisiyordum; uyandim. sonraki ruyamda da olenler ve oldurenler vardi, ozgur ve aslen olmayan kucuk kardesi vardi, ki olen o; bir de oldurenlerle ayni evdeydik. bildiklerimi anlatmaya calisiyordum, yakalaniyordum. sanirim. canim simdi anlatmak istemedi, sonraya.

uzakdogulu eskici

16 Ağustos 2011

sehirler arasi bir yolda, hic bir yerdeyiz. durdurduk arabayi, babam inmedi. ben ve annem yuruyup, bir evin kapisindan girdik. uzakdogulu bir ailenin evi burasi. esyalar, ama her sey; satista. tasinacaklar herhalde, ya da ulkeyi terk ediyorlar. biraz gec geldigimiz icin, aksam yemegi yemeye yakinlar, masa hazirlaniyor. haliyle alisverisimizi cabuk yapmaliyiz. ama simdiye kadar girdigim tum eskicilerden karisik, tum antikacilardan sahane detaylar iceren bu karmakarisikliktan cikmak; hic de kolay degil yani. uzakdogulu kadinin buyuk oglu, bize rehberlik ediyor, fiyat veriyor. ust katlarda da oyuncaklar varmis, ama oralara bakacak zamanimiz yok. buna uzuldum dogrusu. babama arabaya gidip boyle boyle diye anlatiyorum, hani belki o da gelmek ister. radyo acmis elindeki eski bir gazeteyi okuyordu, teklifimi reddetti. ben de yalniz geri dondum. gelip de bakana kadar ben, annem iki tane sahane taki secmis bile. almayi dusunduklerimiz arasinda en pahalilar onunkilerdi. sonra kutular kutular icinde bir seyleri karistirirken, yuzuklere denk geliyorum. aman allahim. ne guzeller. hem de ucuzlar. begendigim bir tanesini hediye etmeye karar verdi cocuk, sonra ben digerlerine bakmayi surdurdum. en sonuncusu tuylu, kocaman ve siyah bir abstrakt yuzuktu. kedi kafasina benziyordu. agzindan parmagini sokuyorsun, tuyler arasindan cikartiyorsun seklinde. az korkunc, ama sahane guzel ve yumusacikti.

bilmeden + deli komsu

15 Ağustos 2011

topluca amerika tatili yapacagiz. bavullar, arkadaslar, kalabalik. o sirada biri bana seslendi, yanlarina gittim. elini uzatan kadinin elini siktim, ve yanindaki arkadasimin anlattiklarini dinliyorum. meger elini siktigim kadin, yakin bir arkadasimin annesini olduren kadinmis. aslinda hic tanimiyorum bile ben onu, ama yine de cok kotu bir sey yapmis oldum. cocuk, bu konuda inanilmaz kati goruslu, beni affedecek gibi degil. aman yarabbi. asla artik beraber bir seyler yapamazmisiz, yuzumu bile gormeye tahammulu yok. halbuki arkadas arkadas, aile aile olacaktik. dur bir saniye, ben ne yaptim ki, hem bilmiyordum, dur. her sey bozuldu sonra, planlar ertelendi, ucaklar kacirildi. bavulum bile yok. havaalanindaki minik suitime gidiyorum, oraya ben yokken goz kulak olacak arkadaslarima kizimi da birakmaya karar veriyorum. simdilik sizinle kalsin, bizim ne yapacagimiz belli degil, arada gelip bakin ona. yalniz kalmasin. zaten canim sikkin. of.

sonra, annemler tatile gitmisler. ev en ust katta, geldim, merdivenlerden cikiyorum. yalniz asagidaki komsu manyak cikti. bir sorun mu var, bu kadin kim, ne yapiyor seklinde beni surekli takip etti. tamam diyorum benim, ev benim, annemler yok, bir sorun da yok, beni yalniz birak. deli. yok ama yok. en son suratina kapamis oldugum sokak kapisina elindeki anahtari sokarak acmaya calisiyordu manyak. anahtarim da kirildi kirilacak. ustteki zinciri de kapattim, adama kiziyorum. bak git, yoksa polisi arayacagim.

olu kartal

14 Ağustos 2011

koluma dedem girmis, genisce bir holde yuruyoruz. anneannem biraz geride kaldi ama, olsun. oraya oturuversin, bir kahve icsin. bir oncekinde yere dokmustum kahveyi hem, simdikiniyse cok guzel yapmisim. afiyet olsun anneanne. simdi ben dedemi iceriye gotureyim. adimlarimiz yavas. solda yerde yativeren olu kartali gormem icin yeterli yavaslikta. defalarca gordum, yine gordum, her acidan ve her sekilde izliyorum. olu kartal olu kartal olu kartal.

ipek bocegi filmcilik

28 Temmuz 2011

iki kisi, merdivenlerden cikiyoruz apartmanda. genis alanli, yuksek tavanli, eski ve guzel bir apartmanin icindeyiz. her kat, kendi icinde bir ev gibi. daire kapisindan girmeden bile, sicak, kendine ozgu, kisilikli. her katta, sifonyer uzerinde duran lambanin bitisiginde, minik bir eski fotograf makinesi. makine kucuk basik bir kare sanki, ucundaki bosluktansa filmlerin bir kismi disari dogru cikmis. ozel uretim, nadir filmler. ucundan tutup cekebiliyorsun, yanmiyor, bozulmuyor, aliveriyorsun. semra bu filmleri arkadasina sehir disinda kurdugu bir kabinde, ozel olarak ve sayili urettiriyor. ipek bocegi gibi, pil biriktirmek gibi. aslinda hepsini almamaliyim, cunku bir suresi var yerlerine geri koyulmalarinin. hemen yaptirtip, getirtemez ki. yine de umursamiyor, kat kat filmleri topluyorum. bir yandan iclerinde neler oldugunu merak ediyor, bir yandan da bosluklara da biz cekeriz diye dusunuyoruz. resmen calip calip kacacagiz. ama sevimli calmak. hem semra benim arkadasim nasil olsa.

(uzaylilar canimizi az yakti)

24 Temmuz 2011

araba mi bozuldu, tam anlamadim. dedemin yaptigi patenlerle gidiyorum. iki grubuz aslinda, ama ben yavasim; yalniz kalip, sonra da yolda kayboldum. show tv vardi solda, oradan iki sokak daha gitseydim varirdim halbuki. neyse, saga saptim. orada saga sola bakinirken, bir tanidik gordum. minik pazar gibi bir yerde beraberce durduk, patenli patenli. bir arabaya dayandim, kaldirimin uzerindeyim. klasik ve sahane guzel bir araba. yalniz bir sure sonra, e gidelim hadi kalkisim sirasinda, patenlerim yuzunden popomla arabayi ittim. geriye dogru gidip, trafigi kesip, baska araclara carpti; kasla goz arasinda. ben ve kaldirim tasi patenlerim kactik hemen. geriye dogru yoneldim simdi, nasilsa asil gitmem gereken yolu bulamayacagim kesin. hem digerleri almislardir benzini simdiye kadar nasil olsa. arabada bulusur, sonra benzinimizi koyar, gideriz. yol kenarindan kenarindan ilerliyorum. sagimda deniz var, solumda cadde ve binalar. bir kalabalik gorunce, durdum, susamisim da cok. sohbet ettigim cocuk, suradan bin bir dolmusa git rahat rahat dedi. ama binmedim. sonra onlar siraya giriverdiler birden hizli hizli. meger konsolosluk onundeymisim. hadi hoscakalin yaptim, ucusan bayraklara bakarak gondere cekilmis, yoluma devam ediyorum. derken, alt gecit gibi bir yere giriyorum. anne, teyzem ve melis gelmisler buraya bir sekilde. onlar da beni ariyorlarmis meger. a. ufolar. e ne kadar da yakinlar. ne oluyor yahu, dur. alt gecit, kostebek yuvasi gibi bu arada; ve nasil da kalabalik. herkes herkese degerek yuruyor. amanallahim amanallahim. yesile bulanmis bir adam degdi bana, aura gibi boyle, ama parlak yesil. ne oluyor simdi. tam anlamadim. aci cekiyoruz, kisa sureli elektrige tutulmus gibi sanki. kimse kimseye dokunmamaliymis meger, ve kacmaliyiz. ama olmuyor, olmuyor. ay olmuyor, sinir icindeyim. sagim solum yaniyor yaniyor boyle. bir sure gectikten sonra, duzelenler belirmeye basliyor etrafimizda. onlar tek renk kaleidoskop ya da gumus hediye pakedi parlamasi gibi ceketleri olanlar. onlara degmeliyiz. degdigimizde, genis bir yumusama ve rahatlik var bizi bekleyen. sanirim bize test yapiyorlar, sonra da duzeltiveriyorlar. uzaylilar canimizi az yakti. ama kalabalik azalmiyor. dolanip dolanip duruyoruz dehlizlerde, tunellerde. mahser gunu mudur nedir, anlamadim. derken bir cikisi farkediyor, ve her nasilsa dordumuz yeniden bir araya geliyoruz hemen. icimizde yesil kalmis olan yok neyse ki. benim patenlerimse, hala ayaklarimda. cikisa dogru ilerliyoruz, ama her yer bombos ve yerlerde yapraklar ucusuyor. bir bosluk hissi, sonbahar, huzun ve korku var. arabaya uzak degiliz, araba kirmizi. ulastik, binmeliyiz simdi ve gitmeliyiz artik. tamam. kafami yukari kaldirdigimda uc tane ucan daire vardi. altlarinda seffaf yuvarlak pencereler, pencerelerde de golgeler. sonra hoscakalin deyip, gorunmez oldum. yok oldum. sasirdilar cok, ve artik gorusemeyecegiz sanirim. gitmedim gerci hemen, oradayim. babama hoscakal diyemedim, size benim icin iletin diye dusunuyor; ve galiba telepatiyle onlarin beyinlerine bu dusunceyi sokuyorum. sonra havaya dogru yukseldim yavas yavas. bitti.